Hayatı lunaparktaki bir hız treni gibi düşünün. Hız trenine bineriz, onu süremeyiz. Hız trenini, sizin istediğiniz yere gitmesini sağlamaya çalışmanın ne kadar sinir bozucu olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Sadece onu yönlendirememekle kalmayacaksınız, ayrıca bütün o inişleri ve çıkışlarıyla birlikte, trene binme deneyimini de kaçıracaksınız.
İnsanların, hayatlarına geri dönüp baktıklarında gördükleri bir numaralı pişmanlık “Keşke hayatı bu kadar ciddiye almasaydım” pişmanlığıdır. Yaşamın kıyısındaki hastalara danışmanlık yaparak geçirdiğimiz tüm o yıllarımızda, karşımıza hiç bize bakıp, “Keşke haftada bir gün fazladan çalışmış olabilseydim,” ya da “Keşke günde çalışacak sekiz yerine dokuz saat olsaydı, o zaman daha mutlu bir hayatım olabilirdi,” diyen bir kişi çıkmadı.
"Adımı öğrendiklerinde insanların aklına genellikle göz yuvarı gelir."
***
"Sevgili Iris,
Açıkçası göz yuvarı aklımın ucundan bile geçmedi. Annenin sana isim koyarken ilham aldığı yabani çiçek bile ilk aklıma gelen şey değildi. Benim düşündüğüm şuydu: iris: geçişli fiil: yanardönerleştirmek. "
"Sence bir yabancıya âşık olmak mümkün mü?"
"İlk görüşte aşk gibi mi?"
"Yok, öyle değil. Daha çok hiç görmediğin birini sevmek gibi. Adını bile bilmediğin ama aranızda bağ olan birini."
"Emin değilim. Belki?... Neden sordun? Yoksa revirdeki yabancılardan birine abayı mı yaktın?"
"Hayır sadece düşünüyordum."
"Bence bu günlerde herşey mümkün, Iris."