Aşk, tıpkı terk edilmiş bir tuz madenine atılan bir dalın “ışıldayan elmaslarla” kaplanmasındaki gibi, "olan her şeyden sevgilinin kusursuzluğunun yeni kanıtlarını çeker, toplardı."
... ve buradaki anahtar mesele, herkesin aşkı aradığını iddia ederken aslında sadece çılgınca tutulmayı aramasıdır. Şaşırtıcı değil: sözde aşk hikâyelerinin neredeyse tümü aslında karasevda hikâyeleridir. Olgun, mutlu aşkı anlatan bir roman ya da film var mı? Herkes böyle bir mutluluğu istediğini söylüyor ama hiç kimse buna dair yazılmış bir romanı okumak veya çekilmiş bir filmi izlemek istemiyor.
Ama romantiklik, mum ışığında bile kolay değil. Hatta çağdaş ilişkilerin etrafını saran yanılsamalar, zorluklar, talepler, hüsranlar, yükler ve kısıtlamalar öyle çeşitli ki buncasının başarısızlığa uğramasını değil, esas herhangi birinin nasıl sürebildiğini merak etmek lazım. Buna rağmen tarihte hiçbir zaman bunca insan ilişki peşinde bunca telaşla koşmamış ya da ilişkilerde bunca beklentiye girmemiştir.
En iyi idareciler sıklıkla idareciliğe büyük arzu duymayanlardan çıkar. En iyi dönemlerinde aksi, bugünse artık iyice beter hale gelmiş, her konuda kendinde hak gören ama hiçbir şey yapmaya gelmeyen insanı kim idare etmek ister?