• Emekli Restoratör , • Hayal Tasarımcısı , •Grafomanik , • Münzevî • Merdümgirîz , • İkiliklerden müteşekkil bir tekil...
• Balkan muhaciri özbeöz Türk
~ Ensar ve Ebrar’ın annesi
i n s t a g r a m: @eyuplubirhanim
Roma tren istasyonunda, gümrük memurları, giriş yapan yolcuların valizlerini didik didik arıyorlardı. Nurettin'in valizini hışımla arayan memur, bavuldaki bir kitabı aldı. Yasak kitap olup olmadığına bakarken, birinci sahifesinde Maurice Blondel'in, kendi el yazısıyla "Değerli dostum Ahmet Nurettin'e..." diye başlayan yazısını ve imzasını görünce bu sefer munis bir tavırla ve yumuşak bir sesle, Nurettin'e sordu:
- Siz, Mösyö Blondel'i nereden tanıyorsunuz? dedi. Nurettin de,
- O benim hocam olur, sohbetlerine katılıyorum, diye cevap verdi.
Bu cevap üzerine memur, hemen kitabı yerine koydu, bavulu kapattı. Sonra "Buyurunuz mösyö!" dedi ve yürümeye başladı. Gideceği yere kadar, bavulu elinde taşıdı. Nurettin'in ısrarlarına rağmen vermedi. Nurettin'in bindiği araç hareket edinceye kadar da saygı duruşunda bulundu ve ayakta bekledi.
Nurettin, öğrencilik yıllarında, başından geçen bu olayı anlatırken duygulanır, “İşte Hıristiyan terbiyesi ile yetişmiş sıradan bir memurun nezaketi budur! Öğrencisinin şahsında hocaya gösterilen hürmet işte böyle ifade edilir. Katolik bir filozofun öğrencisi olan birinin kötü bir kimse olamayacağını peşinen kabul ediyor ve ona saygı gösteriyor" derdi.
Butimar’ı gördüğüm düşten sonra hiç rüyâ görmediğimin farkına vardım, bunu olumlu bir işaret saydım. Onun güzelliği karşısında dili tutulan beynim, içinde yine onu ağırlamak istediği için rüyâ sinemasının kapılarını kilitli tutuyordu belki de.
İstanbul biraz daha güzel olsaydı bir rüyâya dönüşecekti ve sadece rüyâlarda yaşayabilenler barınacaktı içinde. Sırf bu yüzden çirkinleştirdiler bu şehri.