Duymamıştın bile, arkandan atılan çığlıkları
Bir kargaşa oluştu senden sonra
Ne senin dönüşün değiştirebilir
Ne de senin gidişin yaratmıştır zaten bunları
Bir etkin kalmayacak kadar muaf kalmışsın buralardan
Bu şehir seni kusmuş
Sürükleniyorsun otoban kenarında
Ansızın göğe yükselttiğinde çehreni
Uçuşan kuşlarla bakışacaksın
Yönlerinizin zıtlığını anlamazsın büyük ihtimalle
Biraz daha yürü
Kaybolmuşsundur artık, geri dönemeyeceğin kadar ilerlemişsindir
Şafak çoktan söndü
Senin ruhun çoktan öldü
Ne olurdu papatyam
Seni kırlardan evime alsam
Orada da korur musun güzelliğini
Mutlu olur musun?
.
.
.
Koruyamazmışsın meğer güzelliğini
Ait olduğun yerden koparılınca
Köklerinde saklıymış benliğin
Toprağın en altında
Ve sen şimdi artık bir hiçsin
Buruşmuşsun susuzluktan, çürümüşsün
Eski bir paltonun cebindesin
Dolabın en altına gömülmüşsün
Ruhun dışarı dahi çıkamamış
Bunu hakketmişsin