Rumeyda Tutak

7/10
·160 syf.··
2025 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2025 10:47
Kitabı sindirdikten sonra buraya gelip alıntıları eklerken fark ettim ki insan doğasına ve duygusal dünyasının en ücra köşelerine dair ne harika tespitlerle dolu bu hikaye. Cümleler o kadar nokta atışı yerlere dokunuyor ki, etkilenmemek elde değil. Bu gerçek bir yazarlık dehasıdır diye düşünüyorum. Tuhaflıklarla dolu bir adamın tuhaf öyküsü diyebileceğim bu kitapta aynı zamanda çokça felsefi ve psikolojik çıkarımlar var ve tam da bu kısımları insanı yakalıyor. Baş karakterin son derece sıradan şeyler üzerine olan garip ama aşırı doğru düşüncelerini okumak zaman zaman çok keyifli, zaman zaman da anlamsız geliyor. Tam da bu özelliği, bu kitaba absürt komedi havası katıyor bana göre. İlginç bir deneyim oldu bu kitabı okumak her bakımdan. Bittikten sonra içimde ince bir sızı halinde kaldı, hep benimle kalacak...
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·84 syf.··
2024 20. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2024 09:58
Bir kitap aynı anda insanı hem hüzne boğup hem de coşkudan gözlerini doldurabilir mi? Yaşıyoruz Sessizce o kadar özel bir kitap ki, okurken bir yandan yas duygusunu iliklerinizde hissedip kahroluyor, bir yandan da bu hislerin böylesine büyüleyici bir biçimde kelimelere dökülmüş olmasından hayrete düşüp heyecanla bir sonraki mısraya ilerlemek istiyorsunuz. Benim şiir anlayışım sanırım bu diye hissediyorum her Şükrü Erbaş okuyuşumda. Tabii bu kitabın teması dolayısıyla yeri çok çok daha kıymetli. İyi ki eşlik ettim ona. İyi ki ondan başladım Şükrü Erbaş yolculuğuna. Bakalım kendisinin kalemi beni daha nerelere götürecek...
Yaşıyoruz SessizceŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201616bin okunma
8/10
·408 syf.··
2024 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2024 10:22
Kesinlikle uğultulu bir romandı. Kasvetli havası, akıcı anlatımı ve başarılı kurgusuyla insanı kasıp kavuruyordu. Yazacağım incelemenin bundan sonrası spoiler içeren ifadelerden oluşacak. Okumamış olanlar buradan geri dönebilir. :) Hikaye, kitabın başında tanıdığımız anlatıcının hikayesi değildi, onun ev sahibi ve komşusu olan Mr. Heathcliff ve ailesine aitti aslında, bunu fark ettiğimde kitabın ortalarına gelmiş ve 'Bu insanların yaşam öyküsü ana karakter olan Mr. Lockwood'a nasıl hizmet edecek acaba?' diye merak ederken buldum kendimi. Ama asıl mesele bu değildi. Mr. Lockwood burada yalnızca, Heathcliff ve Catherine'in tutkulu ve hastalıklı aşklarının dinleyicisi olarak konumlandırılmıştı yazar tarafından. Yani okuyucunun pozisyonuna yerleştirilmişti. Bu ikisinin birbirlerine karşı duyduğu şey öylesine takıntılı bir bağlılıktı ki, bu durum yüzünden ikisi de etraflarındaki herkesi yakıp yıktılar, tabii en çok da kendilerine zarar verdiler. Tam ergenlik çağındayken Uğultulu Tepelerden ayrılıp üç yıl ortalarda görünmeyen, her şey bambaşka bir hale büründüğünde çıkıp gelen Heathcliff, değişimiyle beni oldukça şaşırttı. Adeta bir iblise dönüşmüştü. Bunun sebebinin onun tuhaf yaradılışı ve belirsiz geçmişi mi yoksa çocukluğunda başta evin abisi olan Hindley'in ve diğer herkesin ona çektirdiklerinin intikamını alma hırsı mı olduğuna dair karar, okuyucuya bırakılmıştı diyebilirim. Bana kalırsa her ikisi de. Tüm karakterler o kadar iyi yazılmış ve belirgin şekilde birbirlerinden ayrılmıştı ki, hepsinin ruh hali son derece gerçek şekilde içine işliyordu insanın okurken. Heathcliff'in tüm insanlığa duyduğu nefret, intikam almak uğruna yaptığı kötülüklerde takındığı kayıtsız tavır ve soğukkanlılığı, Catherine'e duyduğu sarsılmaz sevgi; ayrıca Catherine'in iyi niyetli yaradılışı
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202157,9bin okunma