Son yıllarda çevremizde garip bir dönüşüme şahit oluyoruz. Maneviyatı keşfeden, İslam'a yönelen bazı gençlerimiz, sanki bu yola girerken kendi kimliklerini, dillerini ve hatta hafızalarını kapının önünde bırakmak zorundaymış gibi davranıyorlar. Müslüman olmayı, mevcut siyasi iktidarın her adımını kutsamak sanan, RTE'nin meydanlarda attıgı Tekbiri, söylediği her Bismillah'ı gerçek bir İslam temsilinin kanıtı sayan sığ bir anlayış bu. Şunu artık çok net idrak etmemiz gerekiyor: Bir liderin meydanlarda Allah Ekber demesi ya da dini terminolojiyi diline pelesenk etmesi, o kişinin otomatikman İslam'ın hamisi olduğu anlamına gelmez. İslam bir sloganlar dini değil, bir adalet ve ahlak dinidir. Eğer dindarlık iddiasında olan bir el, milyonların anadil hakkını görmezden geliyor, anayasal eşitlik taleplerini fitne diyerek bastırıyor ve mazlumun hakkını korumak yerine muktedirin koltuğunu tahkim ediyorsa,orada dinden değil, ancak dinin siyasileşmiş gölgesinden bahsedilebilir.
İşin en acı tarafı ise, bu gençlerin kendi köklerine karşı takındıkları o sert tavır. Bizler bu ülkede eşit vatandaşlık istediğimizde, karşımızda devletten önce bu "sonradan dönüşen" kitleyi buluyoruz. Kendi halkının en insani taleplerini, sırf sığındıkları o siyasi limana zarar gelmesin diye şeytanlaştırıyorlar. Oysa dindarlık, insanı güç sahiplerine karşı körleştiren bir zırh değil, aksine haksızlığa karşı sesi yükselten, "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" şiarıyla hareket eden bir vicdan olmalıydı.
Hepimiz kardeşiz sloganlarının atıldığı meydanlarda, bu kardeşliğin faturasının neden hep Kürtlerin dilinden ve kimliğinden vazgeçmesiyle ödendiğini hiç sorgulamıyorlar. Allah'ın "Tanışmanız için sizi kavimler halinde yarattık " ayeti ortadayken, kendi kavminin varlığını ve haklarını bir siyasi