Öfkeliydim, kendime karşı öfkeliydim. Bana hep böyle olur. Kelimelerin tadını unutacak kadar uzun süre susarım ve birden bent yıkılır, içimde ne varsa, tuttuğum ne varsa boşaltırım, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar; daha çenemi kapamadan pişman olmuşumdur bile
Selamun aleyküm herkese,
Bugün size Amin Maalouf tarafından yazılan Doğu’nun Limanları’na dair bir incelemeyle geldim. Bu benim ilk inceleme yazım olacak. Yazıyı okuyanları yormamak adına oldukça kısa tutmaya çalışacağım; Allah’ın adıyla, hayırlara vesile olsun inşallah.
Kitabımız, Paris metrosunda giden bir gazetecinin, tarih kitabında gördüğü bir adamla metrodaki adamın aynı kişi olduğunu anlamasıyla başlar. Sonra olaylar örülür ve gazeteci adamı, yani İsyan’ı (Osmanlı soyundan gelen şehzade), hayatını anlatmaya ve onu kitaplaştırmaya ikna eder. Hal böyle olunca kitap İsyan’ın ağzından, yani eski bir direnişçinin ağzından ele alınıyor; yer yer gazeteci araya girse de kitap çoğunlukla "ben" diliyle anlatılıyor. Konu; İsyan’ın, yani kitabın başkarakterinin Osmanlı soyundan gelen babaannesi ile doktor dedesi Kitabdar’ın evlenmesinden başlayıp İsyan’ın hayatının son demlerine kadar devam ediyor.
Eserde, her ne kadar birçok ırkı ve dini aynı anda bize sunsa da dînî pratikler veya ırk farklılıkları ile karşılaşmıyorsunuz; aksine onların bütüncül yapısını bize veriyor. Zaten karakterlerden hiçbiri muhafazakar bir Müslüman veya Yahudi değil. Dil açısından bakacak olursak yazar yabancı olduğu için haliyle bazı deyimlerde hatalar yapmış; örneğin “domuz gibi tıkanmak” deyimini Müslüman ağzından yine Müslüman bir kimseye kullanmış, oysa biz desek desek “öküz gibi yedi” deriz.
Amin MaaloufDoğu'nun Limanları Eserin akıcı ve sıkmayan bir yapısı vardı; ben sadece metroda okuyarak üç günde bitirdim. Sanıyorum bitirmek için ortalama 5-6 saat gayet yeterlidir. Çok fazla spoiler vermek istemediğimden genel olarak konuyu ele alayım: Eserde karakterlerin başka ırklardan gelen kimselerle (Arap, Yahudi, Müslüman vb.) aralarında oluşan aşk ve sevgi bağlamı, tarihi olaylara paralel şekilde ele alınmış. Tarih
İnsan, sahip olduğu nimeti, tam elinden çıkarken anlıyor. Nemiz varsa her ân gittiğini ve yeniden geldiğini farz edip ona göre davranamaz mıyız?
Reis Bey