Yazarın okuduğum ilk kitabı, yazım tarzı iyi. Sıkılmadan okudum, buradan devam.
Konunun özünden ayrılmadan istenilen bilgiyi aktarıyor. Yorumlar yok denecek kadar az. Biraz röportaj, biraz araştırma ve birazda inceleme tarzında. Kısa ve öz denebilir, sayfa sayısı da bunu destekliyor. Yazarın diğer kitapları da bu tarzda olmalı çünkü genelde kitapları seri şeklinde ve sayfa sayısı az. Bu da güzel, ön bilgi toparlamak konusunda iyi olduğunu düşünüyorum.
İçerik hakkında konuşalım birazda;
Bu ayı Aliya Izzetbegoviç ayı ilan edecektim kendime, öğrendim ki 19 Ekim 2003 tarihinde rahmetli olmuş. Zaten onun ayıymış. Rahmetle ve muhabbetle anıyorum.
Kendisine uzaktan bir muhabbet beslerdim zaten. Hakkında birazda olsa bilgi sahibi oldum bu kitaptan sonra.
*Yazar, avukat, aktivist, filozof, siyasetçi unvanlarına sahip Müslüman bir karakter. Bana kalırsa Izzetbegoviç’i bu kadar karizmatik bir öncü yapan temek unsur Müslüman bir şahsiyet olması. Bir kimliğin önüne hangi sıfatlar, unvanlar gelirse gelsin, Müslüman kimliği hakkıyla taşındığı zaman her şey yerli yerine oturuyor ve diğer sıfatları kıymetlendiriyor.
Büyük bir düşünür olduğuna inanıyorum. Ve büyüklerin nasihatlerine kulak vermemiz gerektiğinde inanıyorum. Izzetbegoviç’e kulak verelim…
*Edebiyat ve felsefeyle yakından ilgi duyan Izzetbegoviç’in Batı, edebiyat, felsefe, eğitim, çağ hakkındaki düşüncelerinden kısa bir aktarımda yapılmış. Düşünceleri ve nasihatleri çokça kıymetli.
*Batıya karşı göğsünü gererek kollarını açmış ve Necip Fazılın değimiyle ‘durun kalabalıklar’ deme yiğitliğini tarihe kazımış bir isim Izzetbegoviç. Suskunluğumuz haline gelen batıyı korkmadan bize tanıtan, nasıl bir cambazlıkla bizleri tarih boyunca tuzağa düşüren, şeytanın kalıplaşmış hali batının düşmanlığını bizlere haykıran ve savaşmaktan