İnsan yaşlıların hiçbir derdi olmaz sanıyor. Ne derdi olacak. Biz insanın dünyadaki işinin çocuk büyütmek olduğuna inanmışız. Onlar için çalışıyoruz, onlar için çabalıyoruz. Hayallerimiz hep onların üstüne. Büyütsek, okutsak, askere gidip gelseler, evlendirsek, çocukları olsa, torunlar kendilerini kurtarsalar bitti işimiz. Çocukları büyütünce dünyada işimiz bitiyor, artık ölebiliriz.
Adam ölmüş ama telefonu çalmaya devam ediyor. Haberi ordan burdan duyan adamı arıyor, tabii. Ölmüşsün ama öldün mü diye teyit etmek için yine seni arıyorlar. Elinde abisinin telefonu, çalınca cevaplıyor kardeşi. Gelen mesajları falan okuyor. Vay be dedim, öldüğün anda bütün mahremiyetin bitiyor. Hayattayken ister misin biri alsın telefonunu, açsın okusun bütün mesajlarını. İstemem ben şahsen. Bir şey olduğundan değil ama yine de istemem.
"Bu kızla evlenmezsen sana hakkımı helal etmem" dedi. Çiğdem vardı ama? Çiğdem mi, annem mi? Bu soruyu bin kere sordum. Bin kere "Çiğdem" dedim. Bin kere daha sorsam, bin kere daha "Çiğdem" derdim. Ama annem gözümün önünde eriyordu, anlıyor musunuz? Annem son ameliyatına girerken bir kez daha "Çiğdem mi, annem mi?" diye sordum kendime. Bütün hücrelerim Çiğdem diye inlerken ben "Annem" dedim. Annem bir kez daha yırttı paçayı. Ben Çiğdem yerine Hülya'yla evlendiğimle kaldım..