Anıl Berber

"(...) âşıklığın esas unsurlarından biri seyahatti; sazını eline alan şair, hayatın hiçbir kaydıyla yüklü olmayarak, sabırlı ve mütevekkil dolaşacak, bir hafta bir kasabada, bir ay bir şehirde, sekiz on gün diğer bir yerde ikâmeti ihtiyar ederek [seçerek], oranın şairleriyle görüştükten ve halk karşısında müşâarelerde [şiir söyleşilerinde] bulunduktan sonra, nasibini başka bir diyarda arayacaktı."
Sayfa 307 - Alfa Yayınları - Dipnot·Kitabı okuyor
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Aşıkların bir kısmı anadan doğma kördür; bunlar en ziyade dinî mevzuları terennüm ederler ve halk onlara adeta yarı kutsî bir mahiyet verir. Bunların büyük kısmı ümmidir ve yalnızca ustalarından şifahi dersler alarak mesleklerinin kaidelerini öğrenirler. Hayatları seyyar ve serseri bir mahiyettedir. Evlenmez ve tek başlarına yaşarlar. (...) Ellerinde sazları, köyden köye gezerek düğünlere, derneklere davetsiz iştirak ederler. Bilhassa kış mevsiminde tarlada çalışmalar olmadığı için, köylüler bir âşık'ın geldiğini haber alır almaz etrafına toplanıp ocak başında onun şiirlerini ve hikâyelerini dinlerler.
Sayfa 307 - Alfa Yayınları·Kitabı okuyor
(...) mâsum konuşmalar bazan böyle beklenmedik sonuçlar verebilir! Ama, işte yemek sona eriyor... Gece oluyor. Terbiyeli yazar da hayal gücüne sağlam bir gem vurarak arada olup bitenlerin üzerine siyah bir bilinmezlik perdesi çekiyor.
Sayfa 109 - Sosyal Yayınlar·Kitabı yarım bıraktı
Çelebi Sultan Mehmed ve II. Murad zamanlarında, bilhassa Fatih devrinin parlak medeni inkişafında, saray edebiyatıyla halk edebiyatının kati ayrılığı tabiiydi; çünkü silsile-i merâtib [hiyerarşi] teessüs etmiş, maişet [yaşayış] daha nazik, hayat daha sanatkâr bir şekil almış, içtimaî sınıflar ayrılmış ve saray eski Bizans imparatorlarının debdebesine vâris olmuştu.
Sayfa 47 - Alfa Yayınları·Kitabı okuyor
Sözlerimi, bundan kırk üç yıl önceye ait bir makalemin sonundaki şu cümlelerle bitirmek istiyorum: Edebiyat tarihine hevesli her Türk genci, henüz inşa malzemesinden hiçbiri hazır bulunmayan bu büyük milli abide için, izah edilen usûller dairesinde hiç olmazsa birer taş getirmeye çalışmalıdır, çünkü vücuda gelecek bu muhteşem abide, büyük ve şerefli Türk milletinin asırlar boyunca muhtelif muhitlerde geçirmiş olduğu fikri ve hissi safhaları ve o muhtelif safhalarda kendini gösteren Türk milli dehâsının vahdetini göstererek, istikbaldeki nesilleri aynı vahdet gayesine sevk edecektir. Türk edebiyatı tarihçisi için bundan daha asil ve mukaddes hedef nasıl tasavvur olunabilir! -Ankara, 30 Mayıs 1966, Fuad Köprülü
Sayfa 22 - Alfa Yayınları - Ön Söz·Kitabı okuyor