Anıl Berber

Ahmet Hamdi Tanpınar bilgi, donanım, kültür ve sanatçı kimliği olarak Türk edebiyatının en nitelikli yazarlarından biri olmasına rağmen yaşadığı dönemde hak ettiği ilgiyi görmemiş, eserleri sınırlı bir kesimde dolaşım imkânı bulabilmiştir. Kendi deyimiyle, kelimenin tam anlamıyla "sükût suikastı"na uğramıştır. Aslında onun bu dönemde görmezlikten gelinmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü o duygu, düşünce ve anlayış olarak bulunduğu "zamanın dışında" yaşamış, zamansız (zamanı, günceli aşan) ürünler vermiştir. Döneminin akımlarına itibar etmemiş, daha derin, kalıcı bir sanat estetiği arayışı içerisinde olmuştur. Bütün bunlar da kaçınılmaz olarak onu düşünce ve sanat alanında yalnızlığa sürüklemiş; zamana, güncele odaklı edebiyat iktidarınca dışlanmasına neden olmuştur: "Varsın sussunlar, varsın okumasınlar, varsın beğenmesinler, hayatlarına getirdiğim şeyin farkında olmadan, sathından beni tanısınlar, Bursa şiirimle iktifa etsinler, gazeteler bana boykot yapsın! Ben işime devam edeceğim." O tüm bu kuşatılmışlığa karşın inançla, sabırla kozasını örmeyi sürdürmüş, sonuçta Türk edebiyatının en nitelikli eserlerini üretmiştir. Tanpınar 1970'lerden sonra kelimenin tam anlamıyla yeniden keşfedilmiş, günümüze değin hakkında sayısız inceleme, araştırma yapılmış, giderek Türk edebiyatında üzerinde en fazla konuşulan yazarlardan biri olmuştur.
Sayfa 230 - Hece Yayınları·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yeni yollar elbette sınırlayan, sabitleyen anlayışlarla değil, arayışlarla mümkündür. Yaratıcılık her şeyden önce cürettir ve içinde riskler barındırır. Çünkü denenmiş olanın güvenlikli limanı terk edilmektedir. Denenmemiş, bilinmeyen yolculuklarda yenilikçi yalnızdır, üzerinde dikkat yoktur. Artık kendi kaderini kendi yazacaktır. Kuşkusuz birileri gibi olmamanın bedeli vardır ve yenilikçi bu bedeli ödemeye hazırdır.
Sayfa 230 - Hece Yayınları·Kitabı okudu
Virginia Woolf'un deyişiyle modernistler, "iskele yok, tek tuğla bile görülmemeli" derken, postmodernistler, "hadi binayı birlikte yapalım." tavrındadırlar. Ama gözden kaçırılmaması gereken tek gerçek şudur: Her iki yönelimde de binayı sadece "yazar" yapar.
Sayfa 224 - Hece Yayınları·Kitabı okudu
Tolstoy, kahramanlarının yaratıcılarını dinlemediğini belirterek Anna Karenina'yı yazma deneyimini şöyle aktarır: "Vronski, Karenin ile konuşmasından sonra düelloya karar verince, benim için hiç beklenmedik bir iş yapmıştılar. Romanlarımın kahramanları, yaşamda nasıl yapmaları gerekiyorsa öyle davranır, hem de yazarın bunu kendilerinden hiç beklemediği bir ânda."
Sayfa 113 - Hece Yayınları·Kitabı okudu
Yazar, bir hayatı anlatmayı seçtiği andan itibaren, hikâye de, karakter de ona kendini anlatır. Yazar sadece kaleme alır. Bu nedenle yazar, kendi duygularına ters düşse bile karakterin gerçeklerine uymak durumundadır. Hatta karakterin pek çok özelliğini bu yazma sürecinde keşfeder. Bir anlamda karakteri yazar/anlatıcı biçimlendirmeye çalışsa da karakter bir süre sonra kendini anlatmaya, kendi hikâyesini seslendirmeye başlar.
Sayfa 110 - Hece Yayınları·Kitabı okudu