Tam istiklal denildiği zaman, tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel vs… her hususta tam bağımsızlık, tam serbestlik denilmektedir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet, millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalden mahrumiyeti demektir…
Batı’nın ‘evrenselliği’ni ilan ettiği ilkelerin ve hakların hemen hepsi, gerçekte münhasıran Batı’da, Batılılar arasında geçerlidir; ‘kendilerinden’ saymadıkları ülkelere ve halklara, son dere duyarsız ve acımasızdırlar; hattâ onların birbirini kırmasını, gizli bir keyifle uzaktan seyreder, engel olmak için de parmaklarını bile oynatmazlar.
Batılı ‘Sistem’ istediği kadar uygarlıktan, insan haklarından, inanç özgürlüğünden bahsetsin; hâlâ daha Müslümanlıktan ürkmektedir, yani olaya laik değil Hıristiyan gibi bakmaktadır. Başka bir deyişle, Türkiye, büyük devletlik iddiasında bulunmayacak, Osmanlı’nın eski nüfuz alanları üzedindeki manevi nüfuzunu unutacak; açıkçası Batı’nın Ortadoğu ve Ostaasya’daki ‘bekçi köpeği’ rolünü, candan benimseyecek!
Onlar, “kadınlar, erkeklerin egemenliği altında yaşamaya mahkum” diyorlar. Bense. “ancak yoksul sınıfın kadınları, işçi kadınlar, köylü kadınlar, eğitim görmemiş kasabalı kadınlar erkeğin egemenliğine boyun eğmek zorunda” diyorum. “Eğer ekonomik bağımsızlığı olan ya da çalışıp geçim parasını kazanabilecek durumda bir kadın, erkeklere boyun eğiyorsa, bu onun kendi kabahatidir” diyorum.