"Nefsi tanıyorum, çok tehlikeli tamam ama şu anda burada değil şu anda devrede değil," dediğin anda yakalanırsın. O yüzden uyanık olmalı. Bilmeli ki o her an namussuzluk yapabilir.
İnsan kendini tanırsa saadeti nerede, felaketi nerede, bunu bilir ve böylece doğruyu sever. Sevdiğinin bir manası olur. Yoksa ben çok adam tanıyorum, alkole müptela olmuş, çünkü kendini seviyor. Kumara müptela olmuş, hayatını kumarla tüketmiş ama sorsan seviyor, sevdiği yani zevk aldığı için oynuyor. İyi de aziz kardeşim; sen kendini tanımıyorsun, kendine zarar verdiğinin farkına varmıyorsun ve hayatı şu kadarcık, üç beş günlük bir hikâyeden ibaret zannediyorsun. Böyle sevmek mi olur? Sevmek için tanımak lazım.
Ben yine bakarım dallardan göğe
Ben yine teessüf, bin yine heyhat
Elinde kalırım âdemoğlunun
Bir yanım rüzgârla savrulur gider
Diğerini benden saymasalar da
Diyor ya şairimiz; aşkı, imanı görmek isteyen hac mevsiminde Kâbe-i muazzamaya baksın. Beş milyon insan, bir kara taşın etrafında, deniz dalgaları gibi, dönüyor. Bin dört yüz yıl önce bir yetim öyle dedi diye... Aşk budur işte, aşk budur. Söz yerini buldu, hedefini buldu, çünkü kalbe gidiyor...
Hayatta kalmak, yani manen hayatta kalmak hakikaten büyük mesele. Zor elbette, fakat aslında sualin cevabı da içerisinde; kendine ulaşacaksın kendinle.