Yaşadığı yerin insanı hapsedebildiğini düşünüyorum bazen. Gece Yarısı Treni (144.s)
Edebiyat
Resûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: "Dünya tatlı çekicidir. Allah onu size emanet olarak verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Sakın dünyaya aldanmayın." (Müslim, Zikir, 99)
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
It's like I told you, honey (louder) Don't make me sad, don't make me cry Sometimes love is not enough And the road gets tough, I don't know why Keep making me laugh Let's go get high The road is long, we carry on Try to have fun in the meantime
𝐷𝑢𝑎, 𝑑𝑢𝑎, 𝑒𝑙𝑙𝑒𝑟 𝑘𝑎𝑟ı𝑛𝑐𝑎𝑙𝑎𝑛𝑚ış; 𝑌ı𝑙𝑑ı𝑧𝑙𝑎𝑟 𝑎𝑣𝑢ç𝑡𝑎, 𝑔ö𝑘 𝑝𝑎𝑟ç𝑎𝑙𝑎𝑛𝑚ış. 𝐺ö𝑧𝑦𝑎şı 𝑏𝑖𝑟 𝑡𝑎𝑟𝑙𝑎, ℎ𝑒𝑝 𝑦𝑜𝑛𝑐𝑎𝑙𝑎𝑛𝑚ış... 𝐵𝑖𝑟 𝑠𝑜𝑙𝑢𝑘, 𝑏𝑖𝑟 𝑡ü𝑡𝑠ü, 𝑏𝑖𝑟 𝑢ç𝑎𝑛 𝑏𝑢ğ𝑢; İ𝑝𝑙𝑖𝑘 𝑘𝑖, 𝑖𝑛𝑐𝑒𝑐𝑖𝑘, ö𝑟𝑒𝑟 𝑏𝑜ş𝑙𝑢ğ𝑢. 𝐴𝑛𝑎 𝑟𝑎ℎ𝑚𝑖 𝑧âℎ𝑖𝑟, ş𝑢 𝑏𝑖𝑧𝑖𝑚 𝑘𝑜ğ𝑢ş; 𝐾𝑎𝑟𝑎𝑛𝑙ığı𝑛𝑑𝑎 𝑛𝑢𝑟, 𝑦𝑒𝑛𝑖𝑑𝑒𝑛 𝑑𝑜ğ𝑢ş... 𝑆𝑒𝑠𝑙𝑒𝑟 𝑑𝑢𝑦𝑚𝑎𝑘𝑡𝑎𝑦ı𝑚: 𝐷𝑎𝑣𝑟𝑎𝑛 𝑣𝑒 𝑏𝑜ğ𝑢ş! 𝑆𝑒𝑛 𝑏𝑖𝑟 𝑑𝑒𝑣𝑠𝑖𝑛, 𝑦ü𝑘ü 𝑎ğı𝑟𝑑ı𝑟 𝑑𝑒𝑣𝑖𝑛! 𝐾𝑎𝑙𝑘 𝑎𝑦𝑎ğ𝑎, 𝑑𝑖𝑚𝑑𝑖𝑘 𝑑𝑜ğ𝑟𝑢𝑙 𝑣𝑒 𝑠𝑒𝑣𝑖𝑛! 𝑀𝑒ℎ𝑚𝑒𝑑'𝑖𝑚, 𝑠𝑒𝑣𝑖𝑛𝑖𝑛, 𝑏𝑎ş𝑙𝑎𝑟 𝑦ü𝑘𝑠𝑒𝑘𝑡𝑒! Ö𝑙𝑠𝑒𝑘 𝑑𝑒 𝑠𝑒𝑣𝑖𝑛𝑖𝑛, 𝑒𝑣𝑒 𝑑ö𝑛𝑠𝑒𝑘 𝑑𝑒! 𝑆𝑎𝑛𝑚𝑎 𝑏𝑢 𝑡𝑒𝑘𝑒𝑟𝑙𝑒𝑘 𝑘𝑎𝑙ı𝑟 𝑡ü𝑚𝑠𝑒𝑘𝑡𝑒! 𝑌𝑎𝑟ı𝑛, 𝑒𝑙𝑏𝑒𝑡 𝑏𝑖𝑧𝑖𝑚, 𝑒𝑙𝑏𝑒𝑡 𝑏𝑖𝑧𝑖𝑚𝑑𝑖𝑟! 𝐺ü𝑛 𝑑𝑜ğ𝑚𝑢ş, 𝑔ü𝑛 𝑏𝑎𝑡𝑚ış, 𝑒𝑙𝑏𝑒𝑡 𝑏𝑖𝑧𝑖𝑚𝑑𝑖𝑟!〰️ 𝒵𝒾𝓃𝒹𝒶𝓃’𝒹𝒶𝓃 ℳ𝑒𝒽𝓂𝑒𝓉’𝑒 ℳ𝑒𝓀𝓉𝓊𝓅 Ş𝒾𝒾𝓇𝒾, 𝒩𝑒𝒸𝒾𝓅 ℱ𝒶𝓏ı𝓁 𝒦ı𝓈𝒶𝓀ü𝓇𝑒𝓀.🖍️
Duygu ve Düşünce
Kul Hakkının İndirgenemezliği - MÜFLİS
İslam ahlak ve hukuk geleneği, kul hakkını (hukûku’l-ibâd) Allah hakkından (hukûkullah) ayırmış ve onu daha ağır bir yükümlülük olarak konumlandırmıştır. Allah hakkı tövbe ve ibadet ile telafi edilebilir; kul hakkı ise ancak hak sahibinin helalliğiyle düşer. Kıyamet gününde “müflis” olanın kim olduğunu bildiren meşhur hadis, namazı, orucu ve haccıyla gelip; ama dövdüğü, malını yediği, özgürlüğünü gasp ettiği, kanını döktüğü insanların hakları kendisinden alındıkça sevapları tükenen ve nihayetinde onların günahları sırtına yüklenerek cehenneme atılan kişiyi tarif eder. Bu, fıkhın değil, doğrudan Peygamberî öğretinin merkezindeki bir uyarıdır. Hz. Ömer’in valilere ve kadılara yazdığı mektuplar, Hz. Ali’nin Mâlik el-Eşter’e gönderdiği meşhur ahidnâme, bu uyarının devlet adamı ve hâkim için ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla ortaya koyar. Hâkimin, hak sahibinin yüzüne bakışı bile bir hak meselesidir; huzurunda taraflardan birini diğerine tercih edişi bir haksızlıktır; kararının gerekçesini açıkça yazmaması bir zulümdür. Klasik fıkhın “kaza adabı” başlığı altında topladığı bu hükümler, hâkimliği bir meslek olarak değil bir emanet olarak tanımlar. Emanetin sahibi ise her şeyden önce mazlumdur. İmam Gazzâlî, İhyâ’nın ilk bölümlerinde “ulemâü’s-sû’” (kötü âlimler) bahsini açar ve ülkemizde de yaygın olan bu tipi net olarak tarif eder. Sultanın kapısında duran, sofrasına davetten kimlik bulan, ilmini dünyevi makamların meşrulaştırılması için kullanan, hakikati söylemesi gereken yerde sustuğu hâlde tâli meselelerde âlimce konuşan, dilinden zühd ve takva eksilmeyen ama hâli zulme razı olan kişi. Gazzâlî, bu tipin tehlikesini sıradan bir günahkârın tehlikesinden kat kat ağır bulur; çünkü o, dini bizzat dinin aleyhine kullanır. Said Nursî de dini dünyevi mevkiin ve siyasi gücün
Alıntı
Bana bir şarkı söyle. Kelimeler ruhuma, notalar yüreğime aksın. Ağır ağır geçsin mevsimler, yıllansınlar bir şarap gibi, ne de olsa aşk bir senede on seneye bedelmiş gibi sürebilmeli. Kısacası sevgili sen önce dost ol bana, gerisi aşk, meşk, v.s nasıl olsa.