Dört bir yana koşturarak, âdeta korkusuzca, hiçbir şeyi hor görmeden, hiçbir şeyi yitirmeden, her şeyin tadına bakarak, her şeyi rastlantısal olandan arındırarak ve âdeta eleyerek ta ki sonunda diyebilelim biz özgür tinliler: “İşte yeni bir sorun! İşte basamaklarında bizzat durduğumuz ve çıktığımız uzun bir merdiven, bir zamanlar bizzat kendimizin oluşturduğu! İşte bir daha yüksek, bir daha derin, bir bizim aramızda, muazzam uzun bir düzen, bir sıradüzeni bu gördüğümüz: İşte bizim sorunumuz!”
Ve özgür tinli yeniden yakınlaşır yaşama, elbette yavaşça, âdeta ayak sürüyerek, âdeta güvensizce. Yeniden ısınır etrafı, sararır âdeta; derinlik kazanır duygu ve duygudaşlık, her türden ılık rüzgâr geçip gider üstünden. Âdeta, gözleri ancak şimdi yakına açılıyormuş gibi gelir ona. Şaşkındır ve oturur sessizce: Neredeydi ki o? Bu yakın ve en yakın şeyler: ne kadar da değişmiş görünürler ona! Şükranla bakar geriye; kendi gezginliğine, katılığına ve kendine yabancılaşmasına, kendi uzak bakışlarına ve soğuk yüksekliklere kuş uçuşlarına şükranla. Narin, ağırkanlı, köşesinde oturan biri gibi hep “kendi yerinde”, hep “kendi kendinde” kalmamış olması ne iyi! Kendinin dışında idi o: hiç kuşku yok ki! Ancak şimdi görüyor kendi kendini, ve ne sürprizler buluyor bu sırada! Ne denenmemiş ürpertiler! İyileşmekte olanın yorgunluğunda..."