Rastlantıların, sadece rastlantıların söyleyecek sözü vardır bize. Gereklilikten doğan, olmasını beklediğimiz, günbegün yenilenen her şey dilsizdir. Sadece rastlantı bir şey söyler bize. Onun diyeceklerini çingenelerin kahve falı bakması gibi karineyle çıkarırız.
Benim Hitler’le bu uzlaşmam, temelde geriye dönmenin varolmaması üzerine kurulmuş bir dünyanın derin mi derin ahlaki çarpıklığının kanıtıdır. Çünkü böyle bir dünyada her şey daha baştan bağışlanır ve bu da demektir ki müstehzi bir sırıtışla her şeye izin verilir.
Parkta yanı sıra yürürken güneş yanığı profilinin görünümü, şakaklarındaki uçuşan saçlar, gözlerinin içtenlik ve neşeyle benimkileri arayışı, arabadan inmesine yardım ettiğim sıra elinin elime dokunuşu, beline sarılışım… önemli şeyler değil yani. Ama aşkı oluşturan zerrecikler, bölüm analizi yapılamayacak kadar küçük şeylerdir. Nasıl aşkın tümü, bir anda, bir tek bakış açısından görülemeyecek kadar büyükse, bu da tam tersine. Aklın, mantığın ötesinde, kendim de farkında olmaksızın, aşıktım ona.