Hatırla o hayâlin dolunay çehresini, Sabâ Melîkesi'nin uğuldayan sesini. O hayâl, ummadığın ânda vurmuştu seni, Antika bir iskelet gibi görmüştü seni. Yıllarca beklemiştin ansızın gelir diye, Kollarında ışıklı bir dünya bulur diye. Nurullah Genç
Aklınıza sizi kırsa da tek biri geliyorsa hayatınız da iz bırakmıstır.. Özel bir bağ olur. Kaba saba ve menfaatçiler anlık hazlardır.
Reklam
Dilek
Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi... Bu bahar gününde dertliyi, ümitsizi. Terfi etmiş memur, sınıf geçmiş öğrenci, Kadını, erkeği, yaşlısı, genci... Bir bayram sevinci ile kol kola sokaklarda, Su başlarında, ağaç altlarında, parklarda... Sevgililer baş başa, muratlarına ermiş. Çocuklar el ele, bir halka oluvermiş. Görmek isterdim camlardan, odalarda oturmuş, Radyoyu açmış, küçük sofrayı kurmuş. Yol, meydan, dere, tepe, dağ, bayır, kır Vapurlar limanlarda, yola çıkmaya hazır. Gazinolar, plajlar, sinemalar açık; Her dilde bir şarkı, her dudakta bir ıslık Ne yoksul ahı, ne dul hıçkırığı, ne hasta iniltisi, Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi. Ziya Osman Saba
Şiir
Bu rüzgâr her vakit böyle esmeyecek. Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek. Bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek, Çatır çatır servi, çıtır çıtır böcek. - Çek ciğerlerine, bir nefes daha çek, Bu rüzgâr her vakit böyle esmeyecek... Ziya Osman Saba
Gönlüm derbeder...
Âh-ı zâr oldum da ahım dindi sanma, pek beter, ‎Bâd-ı saba gibi estin, gönlüm oldu derbeder. ‎Bahr-i umman olsam aksam, yine sığmam bendime, ‎Bî-vefâ bir dert olup, feryat bıraktın kalbime. ‎ ‎Gözlerin bir kor gibi, yaktı canı, nâr eyledi, ‎Şu cihanı başıma, dar gelince dar eyledi. ‎Vuslatın hayaliyle, ömrü verdim yollara, ‎Bir hazan yeli gibi, savurdun beni tozlara... ‎
Edebiyat
İnsanların Giydiklerine, Bindiklerine, Oturdukları Eve, Taktıkları Takıya Değil Sadece İNSANA Değer Verin Gerçek Yaşanmış Bir Hikaye Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör’ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti… Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı.. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; “Bekleriz” diye mırıldandı… Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadanmasasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. “Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu.. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti. Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kabetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. “Madam” dedi, sert bir sesle, “Biz Harvard’da okuyan ve sonra vefat eden herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…” “Hayır, hayır” diyerek haykırdı yaşlı kadın.. “Anıt değil… Belki, Harvard’a bir bina yaptırabiliriz”. Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, “Bina mı?” diyerek tekrarladı, “Siz bir binanın kaça
Reklam
Reklam