(Spoiler içerecektir!)
Kitap Agfanistan'da geçiyor ve bir kadının iç konuşmalarından oluşuyor.
Savaşın ortasında yalnızca bir evin tek bir odasında geçiyor.
Yer döşeğinde yatan seruma bağlı, bitkisel hayatta,konuşamayan,hareket edemeyen, yalnızca nefes alan bir koca ve başında ona tespih çeken, bakımını yapan, temizleyen, aynı zamanda iki çocuğuna da bakmakla yükümlü karısı.
Molla ona, Allah’ın doksan dokuz adını tespihle çekerse kocasının iyileşeceğini söylediği için kocasının nefes hırıltısının ritminde, her gün Allah’ın bir adını zikrederek dua ediyor.
Bir yandan sürekli konuşuyor. Anlatıyor.
Kadın zamanla kocasını Pers mitolojisindeki "Sabır Taşı"na benzetiyor.
Efsaneye göre Seng-i Sabır(Sabır Taşı) diye bir taş vardır.insanlar bu taşa sırlarını anlattıkça rahatlarlar, iç huzuruna kavuşurlar, en sonunda da sabır taşı çatlayarak parçalanır, derdi anlatan ise derdinden kurtulurmuş.
Kadın da yıllardır içinde biriktirdiği öfkeyi, kırgınlığı, korkuları, cinsel arzularını, mutsuz evliliğini ve en büyük sırlarını kocasına anlatmaya başlar. Kocası ilk kez onu susturamaz, yargılayamaz, sözünü kesemez..
Yıllarca konuşamayan kadın burada otoritedir.
!!! (Spoiler)
O kadar çok konuşur ki sırların sırrı ortaya çıkar.
Ve sabır taşı, yani koca,kitabın sonunda hareket etmeye başlar.
Kadının yıllardır sakladığı en büyük sırlarını ve itiraflarını dinledikten sonra ayağa kalkar, öfke ve şiddetle tepki verir.
Bence kitabın en çarpıcı yanı, kadının yıllarca korktuğu şeyin tam da gerçekleşmesidir: Konuştuğu anda erkek yeniden "canlanır". Ama artık kadın eski kadın değildir; ilk kez kendi sesini bulmuştur. Bu yüzden romanın sonunda asıl dönüşen kişi koca değil, kadındır.
Kitap, finalde hem gerçek hem de metaforik okunabilecek şekilde yazılmıştır.
Afganistan gibi erkek