• Kür Şad ölmüş, fakat attan düşmemişti.
    Ölmüş, fakat yenilmemişti...
  • Ebû Üsâme Zeyd b. Hârise b. Şerâhîl
    Dia Bünyamin ERUL
    Bi‘setten otuz beş yıl kadar önce doğdu. Aslen Yemen menşeli Kelb kabilesindendir. Hz. Peygamber’den sadece on yaş küçük olduğu halde evlâtlığı olmasından dolayı önceleri Zeyd b. Muhammed diye anılırdı. Ancak evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet (el-Ahzâb 33/5) indikten sonra babası Hârise’nin adıyla anılmaya başlandı (Müslim, “Fezailü’s sahâbe”, 62). Resûlullah tarafından çok sevildiği için “hibbü Resûlillâh” lakabıyla tanınırdı. Câhiliye döneminde henüz çocukken annesi Su‘dâ ile birlikte Benî Ma‘n’daki akrabalarını ziyarete giderken Benî Kayn mensupları tarafından kaçırıldı ve Ukâz panayırında köle olarak Hz. Hatice’nin yeğeni Hakîm b. Hizâm’a satıldı. Hakîm onu Mekke’ye götürdü ve halası Hatice’ye, Hz. Hatice de Resûlullah’a hediye etti.
    Diger bir rivayete göre ise Zeyd’i kaçıranlar Mekke’nin Bathâ semtinde satmak istediklerinde Hz. Peygamber kendisini görmüş ve Hatice’ye onu satın almasını tavsiye etmiş, o da satın alıp Resûl-i Ekrem’e hediye etmiştir. Zeyd’in kabilesinden hac için Mekke’ye gelenler kendisini görüp tanıdılar ve dönüşte durumu ailesine bildirdiler. Babası Hârise ile amcası Kâ‘b (bazı rivayetlere göre ağabeyi Cebele) yanlarına Zeyd’in fidyesini de alarak Mekke’ye geldiler, Resûl-i Ekrem’den onu geri istediler. Resûlullah, Zeyd’i ailesiyle görüştürdü ve dilerse kendileriyle gidebileceğini söyledi. Fakat Zeyd, Resûlullah’ýn yanında kalmayı tercih etti. Bu olaydan sonra Resûl-i Ekrem, Zeyd’i Kâbe’nin bitiþişindeki Hicr mevkisine götürüp, “şahit olun, Zeyd benim oğlumdur, o benim mirasçım, ben de onun mirasçıyım!” dedi ve ardından onu âzat etti. Hz. Peygamber’den hiç ayrılmayan Zeyd onun risâletini ilk tasdik edenlerdendir; hatta bazı rivayetlere göre erkeklerden ilk müslüman olan kişidir. Resûl-i Ekrem’in Tâif yolculuðunda Zeyd de beraberdi. Tâifliler, Resûl-i Ekrem’i dinlemeyip şehirden çıkardıkları sırada üzerlerine atılan taşların Peygamber’e isabet etmemesi için Zeyd kendi vücudunu ona siper etti ve yaralandı. Islâm’in ilk yıllarýnda Mekke’de Resûlullah tarafından Hz. Hamza ile kardeş ilân edildi. Hz. Hamza savaďa gitmeden önce öldüğü takdirde ne yapacaðýný Zeyd’e vasiyet ederdi; Şehid olacağı Uhud günü de ona vasiyette bulunmuştu. Medine’ye hicretten sonra Zeyd bir süre Sa‘d b. Hayseme’nin “beytü’l-uzzâb” (bekârlar evi) denilen Kubâ’daki evinde misafir oldu ve Üseyd b. Hudayr ile kardeþ ilân edildi. Zeyd b. Hârise Bedir, Uhud, Hendek gazvelerine, Hudeybiye seferine ve Hayber’in fethine katıldı. Bedir zaferinin müjdesini Hz. Peygamber’in devesi Kasvâ’ya binerek Medine’ye o ulaştırdı. Hendek Gazvesi’nde muhacirlerin sancaktarı idi. Karede Seriyyesi, Süleym kabilesi üzerine düzenlenen Cemûm, ayrıca Îs, Taref, Hismâ (Benî Cüzâm), Ümmü Kirfe (Benî Fezâre), birinci Vâdilkurâ, Medyen ve ikinci Vâdilkurâ seriyyeleri onun kumandanlığında yapıldı. Hicretin 6. yılının Rebîülevvel ayi başında (Temmuz 627), Kureyþ’in müttefiki olup Hendek Gazvesi’ne 700 kiþilik bir kuvvetle katilan Benî Süleym kabilesini cezalandırmak üzere Cemûm’a gönderildi ve kabilenin üzerine baskın düzenleyerek çok sayıda esir ve ganimet elde etti. Ümmü Kırfe seferinden dönüsünde Resûl-i Ekrem’in ona sarılıp öptüğü rivayet edilir. Sefevân ve Müreysî‘ gazvelerinde Resûlullah’a vekâlet için Medine’de kaldı. Hz. Peygamber’in Zeyd’e olan güvenine işaret eden Hz. Âişe, “Resûl-i Ekrem, Zeyd’i bir ordu ile sefere gönderdiðinde mutlaka onu kumandan tayin ederdi. Eğer þimdi sað olsaydý kendisini yerine halife bırakırdı” demiştir (Müsned, VI, 226-227, 254, 281). Kur’ân-ı Kerîm’de adý geçen tek sahâbî olan Zeyd (el-Ahzâb 33/37) birkaç defa evlendi. Resûlullah’ın dadısı Habeşî Ümmü Eymen’le Mekke’de gerçeklesen ilk evliliðinden oğlu Üsâme doğdu. Zeyd, Ümmü Gülsûm bint Ukbe, Dürre bint Ebû Leheb, Hind bint Avvâm ve bazı rivayetlere göre Ümmü Mübeşsir adlı hanimlarla da evlilik yaptı. Bedir Gazvesi’nden sonra da Resûl-i Ekrem’in halasi Ümeyme’nin kızı Zeyneb bint Cahş ile evlendi. Ancak bu evlilik geçimsizlik yüzünden sürdürülemedi. Evlenmelerine bizzat aracı olan Hz. Peygamber onların ayrılmasını arzu etmese de Zeyneb’in surf Peygamber’in tavsiyesiyle yaptığı bu evlilik boşanma ile sonuçlandı. Resûl-i Ekrem bu duruma üzüldü. Daha sonra konuyla ilgili âyetin inmesiyle (elAhzâb 33/37) Câhiliye döneminden kalma, evlâtliklarin boşanmış eşleriyle evlenme yasağı âdeti kaldırıldı ve Resûl-i Ekrem Zeyd’in boşadığı Zeyneb ile evlendi. Zeyneb’i kocasindan Hz. Peygamber’in ayırdığı iddası doğru olmadığı gibi yukarıdaki âyette de belirtildiği üzere- Resûl-i Ekrem Zeyd’e eşini boþamamasını telkin etmiştir. Resûlullah’ın Zeyneb’le evlenmesinin asıl sebebi sözü geçen katı Arap âdetinin bizzat onun uygulamasıyla ortadan kaldırılmasıdır. Öte yandan Resûl-i Ekrem’in Zeyneb’i ev ortamında örtüsüz halde gördüğü ve gönlünün ona kaydığı yolundaki rivayetler muteber değildir. Bu rivayetler, Hz. Peygamber’in daha önce yakından tanıdığı Zeyneb’i hiç tanımıyormuş intibah uyandırması bakımindan da problemlidir. Onun Zeyneb’i bizzat Zeyd aracılığıyla istediğine dair sadece Enes b. Mâlik’ten nakledilen garip rivayet (meselâ bk. Müslim, “Nikâh”, 89) ihtiyatla karşılanmalıdır. Resûl-i Ekrem, Mûte Savaşı için orduyu yola çıkarırken sancağı Zeyd’e vererek, “Eger Zeyd şehid olursa sancağı Ca‘fer (b. Ebû Tâlib) alsın, o da şehid düşerse Abdullah b. Revâha alsin” demisti. Üç sahâbî de bu sıraya göre şehid oldu. Resûl-i Ekrem şehadet haberini Medine’de ashabına göz yaşları içinde bildirdi ve söyle dua etti: “Allahým, Zeyd’e mağfiret et! Allahım, Zeyd’e mağfiret et! Allahım, Zeyd’e mağfiret et! Allahım, Ca‘fer’e mağfiret et! Allahım, Abdullah’a mağfiret et!”. Sa‘d b. Ubâde, ölülerin arkasından ağlamayı yasaklayan Resûl-i Ekrem’in Zeyd için göz yaşı dökmesini garipseyince Resûl-i Ekrem şunlarý söyledi: “Bu, sevgilinin sevgilisine olan özlemidir”. Zeyd’in elli beş yaşında sehid düştüğü kaydedilir. Zeyd’in oğlu Üsâme de Hz. Peygamber’e yakınlığıyla bilinen, onun güvenine ve iltifatına mazhar olan sahâbîlerdendi. Zeyd beyaz tenli olduğu halde Habesî bir anneden doğan Üsâme’nin koyu esmer oluşu bazi münafıkların onun nesebi hakkında dedikodu yapmasına yol açmıştı. Bunun üzerine çağrılan meşhur nesep âlimi Mücezziz el-Müdlicî’nin ayni yatakta uyuyan Zeyd ile Üsâme’nin yorganin dışına çıkmış ayaklarına bakarak, kim olduklarını da bilmeden, “Bu ayaklar birbirindendir” dedigi rivayet edilir. Bu dedikodunun münafıkların da güvendiği bir bilirkişinin sözleriyle ortadan kalkması Hz. Peygamber’i çok sevindirmiştir. (Buhârî, “Ferâiç”, 30). Resûl-i Ekrem, vefatından kýsa bir süre önce Bizans’a gönderilmek üzere hazırlanan (Safer 11 / Mayýs 632) ve içinde Hz. Ebû Bekir ile Ömer’in de bulunduğu ordunun kaymakamlığını Üsâme’ye verince bazı kişiler hoşnutsuzluklarını dile getirmiş, Resûlullah bir hutbe irat ederek bunun sebebini açıklamış ve Üsâme’ye uyulmasını emretmiştir (Müslim, “Fezâilü’s sahâbe”, 62-64). Zeyd’in Üsâme dışında Zeyd ve Rukayye adli iki çocugu daha vardir. Ağabeyi Cebele de sahâbedendir. Cebele, kendisine sorulan, “Sen mi büyüksün Zeyd mi?” sorusuna, “Ben Zeyd’den önce dogdum, ama o benden büyüktür” şeklinde cevap vermiştir. Hişâm b. Muhammed el-Kelbî’ye Kitâbü Zeyd b. Hârise adlı bir eser nisbet edilmektedir (Ibnü’n-Nedîm, s. 142). Temmâm er-Râzî’nin Cüz fîhi Islâmü Zeyd b. Hârise ve gayrihî min e hâdisi’þ-şüyûh adlı risâlesi Ýbnü’l-Mibred’in iki eseriyle birlikte neşredilmiştir (nşr. Muhammed Sabâh Mansûr, Beyrut 2003). Ayrıca Muhammed İbrâhim Hizme’nin Zeyd ve Üsâme lemehât mine’l-Islâm (Kahire 1964), Ahmed Abdülcevâd Dûmî’nin Zeyd b. Harise (Sayda 1973), İbn Abdüşşekûr’ün Sîretü hazreti Zeyd b. Hârise (Lahor 1983), Mahmûd Þîn Hattâb’in kådetü’n-nebî el-šådetü’þ-şühedâ fî Mute Zeyd b. Hârise el-Kelbî (Beyrut 1990), Resmî Ali Âbid’in Zeyd b. Harise (Amman 2002) ve Afîf en-Nablusî’nin Zeyd b. Hârise rabîbü’n-nübüvve (Beyrut 2004) adli eserleri burada zikredilmelidir. BÝBLÝYOGRAFYA :
    Müsned, VI, 226-227, 254, 281; İbn Sa‘d, Tabakåt, III, 40-47; Ibn Kuteybe, el-Maârif), s. 144-145;
    Ibnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 142;
    Ibn Abdülber, el-istîâb, I, 544-549;
    Ibn Asâkir, Tarihî Dimask XIX, 342-374;
    Ibnü’l-Esîr, Üsdü’l gåbe (nsr. Halîl Me’mûn şîhâ), Beyrut 1418/1997, II, 238-240;
    Nevevî, Tehzib, I, 202 203; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, I, 35-40; Zehebî, A'lâmü’n-nübelâ, I, 220-230;
    İbn Hacer, el-Isâbe, I, 563-564; ve Tehzîbü’t-Tehzîb, III, 401402; Mücteba Ugur, “Cebele b. Hârise”, DÝA, VII, 185;
    M. Lecker, “Zayd b. Haritha”, EI2 (Ýng.), XI, 475.
  • In the middle of a manic Halloween party filled with Frankensteins and vampires and zombies, I knew the second the matching piece of my heart arrived.
    Sad right?
    Poetic?
    Star-crossed?
    Screwed up?
    Probably all the above.
  • İBLİS ADEM SECDE
    Etimolojik sözlüklerde secde kelimesi Aramice sagd/sagūdā’dan Arapçaya sacda olarak geçmiş gözükmektedir. Görebildiğim kadarıyla yere kapanma, yere kapanarak tapınma anlamına gelmektedir. Yani ritüel tarafı yere kapanma, özü tapınmadır. Bu “tapınma” anlamı beni biraz düşündürdüKur’an fihristinden içinde secde kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımda bunların üç farklı tür içinde incelenebileceğini gördüm. Allah’a secde (normal hal), İblis’in Adem’e secde etmesi, diğerleri. Allah’a secde konusunda bir soru işareti olmadığı için ayetleri en sona aldım. Kafamı kurcalayan soruları ve yorumlarımı da diğerlerinin altına ekledim.
    ADEM’E SECDE
    • Hicr Suresi, 31. ayet: Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
    • Taha Suresi, 116. ayet: Hani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
    • Sad Suresi, 75. ayet: (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"
    • İsra Suresi, 61. ayet: Hani, meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?"
    • Hicr Suresi, 32. ayet: Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
    • Hicr Suresi, 33. ayet: Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
    • Bakara Suresi, 34. ayet: Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
    • Araf Suresi, 12. ayet: (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
    • “Allah meleklerine Adem’e secde etmelerini emrediyor, İblis dışındakiler itaat ediyor ve secde ediyorlar”. Yani İblis Allah’ın emrini dinlemiyor ve kafirlerden oluyor. Burada secde kelimesini daha açık olarak yazalım ve cümleye öyle bakalım. “Allah meleklerine Adem’e yere kapanarak tapınmalarını emrediyor, İblis dışındakiler itaat ediyor ve yere kapanarak tapınıyorlar.” Bana tuhaf geldi. Allah kendisine yapılan ve sadece kendisine yapılması gereken bir fiilin niçin Adem’e de yapılmasını emrediyor. Saygı gösterin, saygıyla eğilin gibi daha basit fiillerle bu iş anlaşılabilir kılınırdı. Bu tuhaflık bazı meal yazarlarının da dikkatini çekmiş olmalı ki, yukarıdaki ayetlerde secde kelimesi yerine “saygı ile eğilin” mealini, bunların dışındakiler için de “secde” mealini kullanmışlar. Fussilet Suresi, 37. ayet: “Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin, ki bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz. “ Bu ayete göre de Allah’ın yarattıklarına secde edilemez.
    Uzunca bir zaman önce okuduğum, ama Hallac-ı Mansur’un olduğu düşündüğüm bir açıklama, bu konuya farklı bir yorum getiriyor. Tam metni hatırlayamıyorum, o yüzden bir özet olarak yazmaya çalışacağım: “Tevhidi İblis’ten öğrenmeyen kafirdir. Allah’ın Adem’e secde et emrini, Allah’ın emri olmasına rağmen İblis dinlememiştir. Allah’ın emrine rağmen Allah’tan başkasına kulluk etmemek, işte Tevhid budur”. Biraz aşırı bir yorum olabilir, ama bu olayın tuhaf olduğunu da ortaya koyar.
    Tevrat’ta İblis yoktur, yılan vardır, cennet yerine Aden bahçesi vardır, ama Sümer ülkesi tarif edilir, Allah’ın Adem’e varlıkların isimlerini öğretmesi yoktur, Adem’in varlıkların isimlerini kendi seçmesi vardır.. Bunlar da ayrıca dikkate alınması gereken hususlar. Pek “Tevrat” değiştirildi
    DİĞER
    • Araf Suresi, 161. ayet: Onlara: "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) artıracağız" denildiğinde,
    • Nisa Suresi, 154. ayet: Kesin söz vermeleri dolayısıyla Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi aşmayın" da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık.
    • Neml Suresi, 24. ayet: "Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."
    • Fussilet Suresi, 37. ayet: Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin, ki bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
    • Bakara Suresi, 58. ayet: Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız."
    • Yusuf Suresi, 100. ayet: Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."
    • Yusuf Suresi, 4. ayet: Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
    Burada iki tuhaf durum var: (1) Allah bazı şehirlerin kapılarından secde ederek girmelerini istemektedir. Aslında bu putperest bir ritüeldir. (2) (a)Yusuf, anne ve babasının kendisine secde etmelerini gördüğü halde buna itiraz etmemektedir (aslında Kur’an itiraz etmemektedir) (b) Yusuf rüyasinda güneşin ve ayın kendisine secde ettiklerini gördüğü halde Kur’an buna da itiraz etmemektedir. Rahman Suresi, 6. ayet: Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler.
    ALLAH’A SECDE
    • Nisa Suresi, 102. ayet: İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
    • Tevbe Suresi, 112. ayet: Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.
    • Kaf Suresi, 40. ayet: Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et.
    • İnşikak Suresi, 21. ayet: Kendilerine Kur'an okunduğunda secde etmiyorlar.
    • Al-i İmran Suresi, 43. ayet: "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
    • Hicr Suresi, 98. ayet: Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
    • Nahl Suresi, 48. ayet: Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner.
    • Nahl Suresi, 49. ayet: Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
    • Meryem Suresi, 58. ayet: İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
    • Taha Suresi, 70. ayet: Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
    • Secde Suresi, 15. ayet: Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.
    • Necm Suresi, 62. ayet: Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.
    • İnsan Suresi, 26. ayet: Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et.
    • Alak Suresi, 19. ayet: Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.
    • Araf Suresi, 11. ayet: Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
    • Ra'd Suresi, 15. ayet: Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
    • İsra Suresi, 107. ayet: De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
    • Furkan Suresi, 64. ayet: Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
    • Şuara Suresi, 46. ayet: Anında büyücüler secdeye kapandılar.
    • Kalem Suresi, 43. ayet: Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
    • Araf Suresi, 29. ayet: De ki: "Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız Kendisi'ne has kılarak O'na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz."
    • Araf Suresi, 206. ayet: Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler.
    • Hicr Suresi, 29. ayet: "Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
    • Furkan Suresi, 60. ayet: Onlara: "Rahman (olan Allah)a secde edin" denildiği zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecek mişiz?" derler ve (bu,) onların nefretini arttırır.
    • Şuara Suresi, 219. ayet: Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
    • Sad Suresi, 72. ayet: "Onu bir biçime sokup, ona Ruhum'dan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın."
    • Zümer Suresi, 9. ayet: Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
    • Bakara Suresi, 125. ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
    • Al-i İmran Suresi, 113. ayet: Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
    • Araf Suresi, 120. ayet: Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.
    • Hicr Suresi, 30. ayet: Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
    • Kehf Suresi, 50. ayet: Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
    • Hac Suresi, 18. ayet: Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
    • Hac Suresi, 77. ayet: Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
    • Neml Suresi, 25. ayet: "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)."
    • Sad Suresi, 73. ayet: Meleklerin hepsi topluca secde etti;
    • Fetih Suresi, 29. ayet: Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.
    • Rahman Suresi, 6. ayet: Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler.
    • Kalem Suresi, 42. ayet: Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
  • BERCESTE

     

     Gayrılar vaslıyla şad olsa ziyad olur gamım

     

     Matem ehlinin sürur-ı ıyd yasın artırır

     
    Aşki(ö. 1574)

     

     Bayram geldi diye herkesler şad olurken benim üzüntüm çoğalır. Çünki bayram sevinci, matem ehlinin yalnızca yasını artırıyor.
  • Bu kitapta Peygamber ve sahâbîlerin, kıssalarla kendi sîretleri arasında bağlantı kurduklarını gösteren Kur'an'dan, hadis ve siyer kaynaklarından elde edebildiğimiz delilleri inceleyeceğiz. Son olarak da, Hz. Musa kıssası dışındaki bazı kıssalarda da bu bağlantı ve paralelliği gösteren örnekler üzerinde duracağız.

    Râzî'nin de ifade ettiği üzere, Kuran'daki bütün kıssalar, muhâtaplarına uyarılar ve doğru mesajlar vermek için anlatılmıştır (cemîu ekâsîsi'l-enbiyâi tenbîhun ve irşûdun). Şu halde bu anlatılan kıssaların, vahyin nüzûl dönemindeki muhâtaplarının yaşadığı hayatta karşılıklarının olması gerekir.

    Şâtıbî ise, Kuran'da aynı kıssanın farklı sûrelerde değişik üsluplarla anlatılması ya da aynı kıssanın muhtelif sûrelerde farklı kesitlerine yer verilmesinin, sîret-nüzûl ilişkisiyle bağlantılı olduğunu şu şekilde ifade etmektedir:

    "Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb, Musa ve Harun gibi peygamberlerin kıssalarının zikredilmesi, inkârcıların inatları ve türlü türlü yalanlamalarına karşı Hz. Muhammed'i teselli ve onun moralini güçlendirmek içindir. Dolayısıyla Kuran kıssaları, onun hayatında yaşadığı olaylara benzer şekilde anlatılmıştır. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber döneminin şartlarıyla örtüşmesi için aynı kıssa farklı şekillerde anlatılmıştır."

    Kuran'da anlatılan her bir kıssa, bu yöntemle okunduğunda çok ilginç bağlantılarla karşılaşılmaktadır. Öyle ki âdetâ bu kıssalarda anlatılanlar, Hz. Peygamber ve sahâbesinin yaşadıkları olayların birebir benzeri gibidir. Câbirî'nin de ifade ettiği gibi Kur'an kıssaları, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sîretinin aynası mesabesindedir. O aynada, onun davetinin geçmişinin, şimdisinin ve geleceğinin yansımaları görülmektedir. Kıssalar, her ne kadar görünüşte peygamberlerin hayat hikâyelerini anlatıyor olsalar da, onların anlatım üslubu, sadece anlatılan peygamberin kıssasıyla ilgilenmeyip her defasında Muhammedî davetin bir aşamasına uygun düşecek şekildedir.

    KISSA-SİRET BAĞLAMINDA KUR'AN'DAN DELİLLER

    Taberi Mekki bir sure olan Sâd Sûresi'nde anlatılan İblis kıssasındaki İblis figürü üzerinden mütekebbir, hasetçi ve inatçı Mekke müşrikleri; Medenî bir sûre olan Bakara Sûresi'ndeki İblis figürü üzerinden ise Medine Yahudileri'nin yerildiğini (takrî') ifade etmiştir.

    Arâf Sûresi'nin 189-190. âyetlerinde anlatılan ve pek çok müfessir tarafından Hz. Adem ve Hz. Havva'ya işaret ettiği söylenen kıssa hakkında Kaffâl eş-Şâşî (ö.365/976) bu kıssanın Hz. Âdem ve Hz. Havva'dan bahsetmediğini, müşrik Câhiliye Araplarının tavır ve tutumlarının temsîlî bir anlatımından ibâret olduğunu söylemiştir.

    Meleklerin Hz. Âdem'e secde etmesine rağmen, iblis'in etmediğinden bahseden Kehf Sûresi'nin 50. âyetinin tefsirinde, Râzî ve ondan esinlendiği anlaşılan Beydâvî, özetle şöyle bir yorumda bulunmuşlardır: “Kur'an'da İblis kıssası, her zikredildiği yerde, verilmek istenen mesajın bir mukaddimesi olarak anlatılmıştır. Burada da, Hz. Muhammed'i ve ona inananları fakir; kendilerini ise zengin ve asil gören mütekebbir müşrikleri karakterize etmek üzere anlatılmıştır.”

    Taberî, Hz. Adem'in iki oğlu arasında geçen ve sonuçta birinin diğerini haksız yere katletmesiyle sonuçlanan kıssanın, Hz. Peygamber ve ashâbını öldürmeye yeltenen Medine civarında yaşayan Yahudilere mesaj vermek üzere anlatıldığını ifade etmiştir. Râzî de bu kıssada asıl verilmek istenen mesajın, hasedin çirkinliğini vurgulamak olduğunu söylemiş, bunun sebebinin ise Medine civarında yaşayan yahudilerin Hz.Muhammed'e hased etmelerine [ve O'nu bu nedenle öldürmek istemelerine] bağlamıştır.

    Kur'an'da adı sıkça zikredilen Hz. Nuh'un kıssası, Hz. Muhammed'in sîretiyle oldukça benzer yönler ihtiva etmektedir. Öyle ki, kavminin Hz. Nuh'a yönelttikleri itirazların hemen aynısını Mekkeli müşrikler de Hz. Muhammed'e yöneltmişlerdir. Sözgelimi Hz. Nuh'un kavminin, ona inananların çoğunluğunun toplumsal statüsü düşük olan gariban takımından oluştuğu için kendisine inanmadıkları şeklinde ifadelerinin aynısını Mekkeli müşrikler Hz. Muhammed'e söylemişlerdir. Benzer şekilde, kavminin kendisinden sürekli mucize göstermesini talep etmesine karşılık, Hz. Nuh'un mucize göstermenin kendi irâdesine bağlı olmadığını, kendisinin melek olmadığını, gaybı bilmediğini, ancak bir beşer olduğunu ifade etmesi ile Kur'an'da zikredilen Hz. Muhammed'in bu manadaki ifadelerinin benzerliği dikkat çekicidir.

    Âlûsî (ö. 1270/1854), Kuran'da Hz. Nuh'un 950 sene kavminin içinde yaşadığının bildirilmesinin de aslında Hz. Peygamberi teselli maksadını taşıdığını belirtmektedir. Zira 950 sene gibi uzun bir tebliğ süresi boyunca kendisine çok az kişinin iman etmesine rağmen Hz. Nuh, tebliğden vazgeçmemiş, davasından dönmemiş ve sonunda Allah'ın yardımıyla kurtulmuştur. Burada Hz. Peygamber'e Hz. Nuh gibi sabretmesi gerektiği mesaji zımmen verilmiştir. Ayrıca Hud Sûresi'nde Nuh kıssası anlatıldıktan sonra "Öyleyse sabret. Akibet müttakî1erindir.”, meâlindeki âyet, zımmen Hz. Peygambere Hz. Nuh gibi sabretmeyi öğütlemektedir.

    Öte yandan, Hz. İbrahim'in, babasını tevhid inancını benimsemeye teşvik etmesinden ve onun günahlarının bağışlanması için dua ettiğinden bahseden âyetler, Hz. Peygamberin, kendisini himâyesi altına alıp ona babalık yapan amcası Ebu Tâlib'in Müslüman olmasını çok istediği bir bağlamda neye tekâbül ettiği hakkında önemli bir ipucu vermektedir. Hatta rivâyetlere göre, Hz. Peygamber, "Hz. İbrahim, babası müşrik olduğu halde onun için istiğfar etmişti. Öyleyse ben de amcam Ebû Tâlib için istiğfar edeceğim. Ta ki Rabbim beni bundan nehyedene kadar" demiş, bunun üzerine "İmansız öldükleri için cehennemlik olduğu kesin olan müşrikler hakkında ne Peygamberin ne de Müslümanların Allah'tan af dilemeleri doğru değildir.” meâlindeki âyet nâzil olmuştur.

    Hz. Yunus'un kıssasına dair anlatılanlar da Hz. Peygamber ve kavmine mesaj verici mâhiyettedir. Hz. Yunus hakkında inen ilk âyetlerde meâlen şöyle denilmiştir: "Sen Rabbi'nin vereceği hükmü sabırla bekle! Sakın balığın arkadaşı olan kişi gibi olma! Hani bir zamanlar dertli ve öfkeli bir şekilde niyazda bulunuyordu. Şayet Rabbi'nin lütfu onun imdadına yetişmeseydi, kınanmaya müstahak olarak deniz tarafından karaya atılırdı." Görüldüğü üzere, bu âyetlerde Hz. Peygamber'e, Hz. Yunus gibi ümitsizliğe düşüp görevden kaçmayı aklından geçirmemesi salık verilmiştir. Zira vahyin ilk günlerinde onun vahiy olgusuna alışma noktasında sıkıntı çektiği ve peygamberlik sorumluluğunun hakkını verememe endişesi taşıdığı anlaşılmaktadır.

    KISSA-SİRET BAĞLAMINDA HADİSLERDEN DELİLLER

    Hz. Peygamber, kıssalarda adı geçen karakterleri, dönemindeki bazı insanlarla özdeşleştirmiştir. Meselâ Ebû Cehil'i Firavunla; Hz. Ali'yi Hz. Harun'a benzetmiştir. Hz. Peygamber, Bedir Gazvesi'nde Ebû Cehil'in cansız bedenini görünce Allah'a hamdetmiş ve onun "bu ümmetin firavunu” olduğunu ifade etmiştir. Yine o, Bedir Gazvesi'nin hemen öncesinde, müşrikler için beddua ederken şöyle demiştir: "Allahım! Bu ümmetin firavunu olan Ebû Cehil'in bu savaştan sağ çıkmasına fırsat verme!”. Aynı şekilde Bedir savaşı esnasında Abdullah b. Mes'ûd Ebû Cehil'in kesik başını Hz. Peygamber'e getirdikten sonra, Afra'nın iki oğlunun şehit düştüğünü görünce şöyle demişti: "Allah, Afrâ'nın bu iki oğluna rahmet etsin! Zira onlar, bu ümmetin firavununun (fir'avni hazihi'l-ümmeti)" öldürülmesine iştirak ettiler. Böylece o, Allah'ın Firavun ve ordusuna karşı Hz. Musa'ya yardım ettiği gibi, Ebû Cehil ve ordusuna karşı da kendisine yardım ettiğini vurgulamak istemiş gibi görünmektedir.

    Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi Hz. Harun'a benzeterek şöyle demiştir: "Ey Ali! Senin, benim nezdimdeki konumun, Harun'un Musa nezdindeki konumu gibidir." Bu rivâyetin, başka bir versiyonu ise şöyledir: Tebük seferine çıkarken Medine'de yerine Hz. Ali'yi bırakan Hz.Peygamber'e, Hz. Ali "Beni, kadın ve çocukların başında mı bırakıyorsun?" deyince, ona şöyle demiştir: "Musa'nın nezdinde Harun'un konumu ne ise, benim nezdimde de o konumda olmaya râzı değil misin?"

    Bedir Gazvesi'nin akabinde esir alınan müşriklere nasıl bir muâmele yapılması gerektiği konusunda, Hz. Peygamber ashâbıyla istişâre yapmıştı. Hz. Ömer, sert sözler söyleyerek onların öldürülmesini; Hz. Ebubekir ise daha yumuşak sözler söyleyerek fidye karşılığında serbest bırakılmalarını önermişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu iki sahâbînin söz ve tutumlarını, Kuran'da zikredilen bazı peygamberlerin söz ve tutumlarına benzeterek şöyle demiştir "Ey Ebu Bekir! Senin sözlerin, İbrahim'in şu sözüne benziyor: “Kim, bana tâbi olursa bendendir. Kim, bana âsîlik ederse, Sen sonsuz merhamet ve şefkat sahibisin.” Yine senin sözün, İsa'nın şu sözüne benziyor: “Eğer Sen onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. Şayet onları affedersen, Sen Azîz ve Hakîm'sin.” Ey Ömer! Senin sözün de Musa'nın şu sözüne benziyor: “Rabbimiz! Onların mallarını ve mülklerini yok et! Kalplerine de sıkıntı ver! Zira onlar, belli ki acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler.” Yine senin sözün Nuh'un şu sözüne benziyor: 'Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden kimseyi sağ bırakma!"

    Hz.Peygamber, Mekke'nin fethinin hemen akabinde Kâbe'de yaptığı meşhur konuşmasının başında Mekkeli müşriklere şöyle sormuştur: "Ne dersiniz? Size ne yapacağımı düşünürsünüz?" Onlar: "Hayır söyler, hayır düşünürüz. Sen değerli bir kardeşimizsin ve değerli bir kardeşimizin oğlusun" deyince, şöyle buyurmuştur: "Öyleyse ben, size kardeşim Yusuf'un kardeşlerine söylediği şu sözü söylüyorum: 'Bugün size hiçbir kınama olmayacak! Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”

    Sonuç itibariyle Hz. Peygamber ve sahâbîler, Ku'ran kıssalarında verilen dersleri aldıklarını gösteren uygulamalar yapmışlar ve bunları sözlü olarak da ifade etmişlerdir. Bunlar, sayıca azdır; ancak yaşanan pek çok olayın ve söylenen pek çok sözün kayıtlara geçmemiş olması muhtemeldir. Önemli olan, onların kıssalarda anlatılan karakterler ve olaylarla, yaşadıkları hayatta karşılaştıkları olaylar ve insanlar arasında bağ kurduklarını genel olarak gösteren rivâyetlerin mevcut olmasıdır. Dolayısıyla bu konudaki az sayıda rivâyet, bize genel bir fikir vermeye yetecek mâhiyettedir.

    Ateş'in de belirttiği gibi, Kur'an'ın kıssa anlatmasındaki maksadı, hikâye anlatmak değil, anlatılan bu hikâyeler aracılığıyla öğüt vermektir. Bu sebepledir ki Kuran, peygamber kıssalarını bir bütün halinde kronolojik sıralamayla zikretmemiş, yalnızca Hz.Muhammed'in davetiyle ortak olan yönlerini seçerek anlatmıştır. Şu halde bu kıssalar mazi olmaktan çok hâldir. Hz. Muhammed'in kavminin tutumları, bu kıssalarda sembolleştirilmiştir.

    KİTAP:
    Doç. Dr. Mahmut AY – Kur'an Kıssalarını Siret Bağlamında Okumak – Hz. Musa Kıssası Örneği-; Sayfa:91-114
    [ÖZETTİR]
  • “Bi vefadır dar-ı dünya
    Kimseyi şad eylemez..”

    Fuzuli