Aşkın ölmekten de güçtür çaresi.
Ölürüm sensiz a zalim bırakıp gitme beni.
Hatırım şad olmuyor sensiz benim.
Meyhane mi bu bezm-i tarabhane-i Cem mi?
Kurban olam gözlerine ruh-ı revanim.
Çıkalım eğlenelim şad olalım zevk edelim.
Tanrı'nın huzurunda başlayan bu en muhteşem geçit resmi büyük, sonsuz boşluğu sararken birdenbire bir türkü; azametli, ürpertici, Tanrısal bir türkü kainatı titretti:
Delinse yer; çökse gök, yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan;
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!
Bu türkü hala göklerde çınlıyor. Kür Şad ve kırk arkadaşı, aylı kızıl bayrağı bekleyerek hala ufukları gözlüyor ...
Hz. Ebû Bekir’in (ra) hilafetinin son günleriydi. Hz. Ebû Bekir, Tâif’ten gelen heyetleri karşıladı. Hz. Ebû Bekir onlara çok özel bir ok gösterdi ve: “Ey Tâifliler! İçinizde bu okun sahibini bilen var mı?” diye sordu. Tâifliler bir anda endişeye kapıldı.Hz. Ebû Bekir’in ne söyleyeceğini merak ettiler. Hz. Ebû Bekir aynı soruyu birkaç kez daha sorduktan sonra orada bulunan Sa‘d b. Ubeyd isimli bir ok ustası ayağa kalkıp: “Bu ok benim! Ben bu oku, Tâif Muhasarası sırasında İslâm ordularına doğru attım. Birine de isabet etti ve ok onda kaldı.” dedi. O anda Hz. Ebû Bekir: “Senin şehit ettiğin kişi oğlum Abdullah’tı.” deyince bir anda meclisin havası değişti. Devamında Hz. Ebû Bekir üç kez hamd ederek şöyle dedi: “Allah’a hamd olsun ki bu ok ile oğluma şehâdet nasip oldu. Sen oğlumu öldürdün; ya o seni öldürseydi, sen şirk üzere Rabbine gidecektin. Allah’a hamd olsun ki oğlumu sen öldürdün ama Allah seni diriltti ve sen Müslüman oldun.” [İbn Hacer, el-İsâbe, II, 1016]
Həyat öz müəmmalarını yaradarkən çox vaxt sadə palçıqdan da istifadə edir. Həyat öküzü, iblisi yaxuf böcəyi ilahiləşdirə bilər, qızıl bütə məbədgah yüksəldər ki camaat ona sitayiş etsin.