Nietzche' nin Zerdüştün başına yazdığı söz, bence bütün felsefe metinleri için geçerli. "Herkes ve hiç kimse için"... bu da şu demek; anlayabilecek durumda olan herkes anlayabilir ama işte hiç kimse o durumda değil !
İlk okuduğum Pavese romanı. İkinci dünya savaşının bitimine yakın bir dönemde, faşistlere karşı yürütülen iç savaş sırasında kentten kaçıp köyüne, çocukluğunun geçtiği yerlere giden öğretmen Corrado, geçmişte kısa süreli bir ilişki yaşadığı kadınla karşılaşır. Kadının bir çocuğu bulunmaktadır. Zihninde çocuğun babası olabileceği ihtimalinden midir yoksa kendinden daha cesur bulduğu için midir emin değilim kendini onunla özdeşleştirir. Dönemin katı gerçeğinden ve belirsiz bir gelecekten kaçarken, savaşın acımasızlığından ve anlamsızlığından derinden etkilenir.
Tepedeki EvCesare Pavese · Can Yayınları · 1995549 okunma
Bu kitapla doğu-batı ayrımına dair kafamda beliren bir sınır oluştu. Batı metaforlarla düşünüyor, doğu masalla. Buradan çıkarılması gereken sonuç; masalların bir tarafa bırakılarak insanların fikirlerinin metaforlarla gelişmesini beklemek değil, mesele çözümleyici akla sahip insanlar üretilmek isteniyorsa, onları pasifize etmek yerine aktifleştirerek hareket edilmesi gerektiği. Üstad, kendi dilinde olağanüstü bir kurgu sunmuş açıkçası. "çocuklar, neyin değişmesi, kimlerin ortadan kaldırılması gerektiğini açık seçik bilecekler ve sonunda fillere haksızlık etmediğimi anlayacaklardır. bu konuda çocuklara çok güveniyorum" derken, kendisine hayranlığım bir kez daha kat be kat artmıştır. Çünkü ancak bu kadar güzel anlatılabilir bir çocuğa ve ancak bu kadar yormadan hissettirilir. Yürekten tavsiyedir.
Kolay okunan, pek çok yerin altını çizdiğim, güzel cümleleri olan yalın bir dile sahip. Bir akşamüstü kahvesiyle okunabilecek keyifli bir kitap. Ki ben de durum öyle idi :) "Şekerli" karakteri en sevdiğim karakter oldu. Bitiş kısmı ise havada kalmış ya da aceleye getirilmiş gibi geldi bana. Netice itibariyle sevdim.