Elitistlere sevgilerimle..
Düşünce ve duyguları, tüketim alışkanlıklarını, kültürel tercihleri ya da zihinsel eğilimleri ölçü alıp, "derin" ve "sığ" kalıplarına dayanılarak kurulan o üstenci, seçkinci ve narsist tuzağa düşmeyelim. Kendimizi "diğerlerinden" ayırıp fildişi bir kuleye kapatarak <güya> özel hissettirmeye çalışan o bencil sese kulak asmayalım, çünkü insanı yücelten şey, başkalarından uzaklaşması değil; aksine onlara yaklaşabilmesidir. Bu yüzden kuleyi biraz daha yükseltmek yerine, temeline ilk baltayı vuralım ve kibir tahtından kendi irademizle inelim. Elbette hepimizin dünyayı algılayış biçimi farklıdır. Her şeyin bir "bizcesi" vardır. Fakat bizimkisinden farklı diye diğerinin bencesini görmezden gelmek, değersiz ve sığ kabul etmek gerçeği yansıtmaz. Çünkü her ruh doğru yerden bakıldığında derindir. İnsan baştan sona okunulması ve keşfedilmesi gereken bir kitap gibidir, farklı bir dilde yazılmış olması <bizim onu anlayamıyor oluşumuz> onun "anlamsız" veya "boş" olduğunu değil, bizim henüz onun dilini (yaşanmışlıklarını, savunma mekanizmalarını, kültürünü) çözemediğimizi gösterir. Bazı insanlar uzun romanlar gibidir; katman katman açılırlar. Bazıları ise birkaç sayfalık bir öykü ya da tek dizelik bir şiir kadar kısa görünür. Ama biliriz ki bazen tek bir mısra, bin sayfalık bir ansiklopedinin söyleyemediğini söyler. Hayatını sade yaşayan, sessiz kalan ya da gösterişten uzak duran insanlar da böyledir. Az görünmeleri, az şey taşıdıkları anlamına gelmez. Birilerinin okumaya layık görmeyip sıkılarak yarım bıraktığı hatta okumaya tenezzül etmeyip kapağını dahi kaldırmadığı bir kitap bir başkasının okumaktan asla bıkmadığı en gözde başucu kitabı olabilir. Ciltlemesi yüzünden çöp muamelesi gören, hurda sayılan bir kitabı, bir koleksiyoner ısrarla tüm dünyada arıyor olabilir, birine hurda
Duygu ve Düşünce
Sade bir hayata , telaşsız bir sevgiye.. ♥️
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Lüks, beni hiçbir zaman cezbetmedi, sade şeyleri severim: Kitapları, yalnız olmayı ya da beni anlayan biriyle birlikte olmayı." Daphne du Maurier
Alıntı
Oysa hakikat çok sade bir cümlede gizlidir: Bu dünyada bize ait olan çok az şey vardır; ama bize emanet edilenlerin sorumluluğu çok büyük. Canımızla, ruhumuzla, aklımızla, zamanımızla, güvenimizle ve hayatımızla bir imtihanın içindeyiz. Mesele ne kadar yaşadığımız değil; emanetleri ne kadar hakkıyla taşıyabildiğimiz…
1000Kitap
37 Yaş
37. ​yaşımı doldurduğum bugün, içimde geçmiş yıllardaki o bildik doğum günü heyecanını pek bulamıyorum. Hediye alınıp alınmamasını geçtim, bu sene kutlama yapmak veya pasta kesmek dahi içimden gelmedi. Neden böyle hissettiğimi, bunun dönemsel bir yorgunluk mu yoksa hayata karşı daha sade bir bakış açısı geliştirmek mi olduğunu kendi içimde sorguluyorum. Hâlâ cevabını bulamadım. Belki insan yaş aldıkça dışarıdaki ritüellerden ziyade, kendi iç dünyasındaki dinginliğe dönüyor. Belki de bu yaşın bana getirdiği en büyük farkındalık, beklentileri azaltıp sadece kendimle baş başa kaldığım o sakin anların kıymetini bilmektir. Belki de saçmalıyorum. Size de böyle oluyor mu?
Duygu ve Düşünce
Babalar günü geçti elimde sade hediye kaldı
Müzik