Bazı insanlara daha önce okunmuş bir kitabı yeniden okumak anlamsız gelir. “Sonunu biliyorsun, neden tekrar?” derler. Oysa aynı kitabı ikinci kez okumak, aslında aynı kitabı okumak değildir. Çünkü o kitabı okuyan kişi artık aynı kişi değildir.
İlk okuduğumda sıradan gelen bazı cümleler bu kez içimde uzun uzun yankılanabiliyor. Daha önce altını kalın kalın çizdiğim yerler ise şimdi gereksiz ya da yüzeysel gelebiliyor. Metin aynı kalıyor; değişen ben oluyorum.
Bu yüzden yeniden okumak bana göre nostalji değil, ölçüm. Kendimi tartmak gibi. Aynı kitabın içinde başka bir insan olduğumu görmek...
Eski alt çizgiler bir zaman kapsülü gibi. “Bunu mu önemli bulmuşum?” diye şaşırırken aslında kendi dönüşümüne tanıklık ediyorsun. Yaşadıkların, öğrendiklerin, kırıldığın ve güçlendiğin yerler okuma biçimini değiştiriyor.
Belki de bazı kitaplar bir kez okunmak için değil; hayatın farklı evrelerinde bizi yeniden karşılamak için yazılıyor. Ve bazen en büyük fark ediş, kitabın değil, senin değişmiş olduğunu görmek oluyor.
SENİN KORKULARINI
BENİM İNCELİĞİMİ
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede, ne güz
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
...
(Şükrü Erbaş)
Bir köpek güzel bir kokuya bütünüyle kapıldığında, soluma hızı saniyede sekize kadar yükselir. Dışarı bırakılan aromalarla solunan aromalar birbirine karışmaz. Köpek burnunda yaklaşık on bin çeşit farklı aroma reseptöründen milyonlarcası bulunur. Köpek burnu koklamak, dünyanın tozunu toprağını tanımak için yaratılmış gibidir. Köpek burnu çürümüş ve tatlı bir dünyaya; misk kokusunun, alametlerin ve anal salgı bezlerinin dünyasına yönelir, bunları solur.