1984 herkesin bildiği gibi bir distopya. Bu romanı okurken, özellikle işkence bölümlerinde, ruhunuz daralabilir. Orwell usta kalemi sayesinde bize bu psikolojik baskıyı iliklerimize kadar hissettirmiştir.
1984, Büyük Birader adlı bir kişinin [ya da bir topluluk(?)] baskı rejimi ile yönettiği bir toplumdaki devlet dairesinde çalışan bir vatandaşın hayatına götürüyor bizi. Ancak bu vatandaşın diğerlerinden farkı geçmişi unutmuyor olması, çünkü baskıcı rejime herkesin susmasının nedeni baskıdan önceki zamanı hatırlamıyor olmaları, bunun nedeni ise geçmişin (yazılı kaynakların) habire değiştiriliyor olması. Bu distopyayı distopya yapan temel unsur, geçmişin durağan değil aktif olması o gün yaşanan olaya göre geçmişin değiştiriliyor olmasıdır.
Romanda yoğun şekilde siyasete, kitle kontrol yöntemlerine, cahilliğin övülmesi, proleterler başta olmak üzere eğitimli halkın da uyutulmasına, baskıcı rejime ve cinselliğin bastırılmasına eleştiri vardır. Ancak tüm bu eleştirilerin yanında geçmişe büyük anlam yüklenmiş, biraz da işin felsefesine girilmiştir. Sosyolojik tespitlere de yer verilmiştir. Romanda gerçekçi, hala güncelliğini koruyan konulardan çıkarımlar ve tespitler bulabilirsiniz.
Romanı bitirince kötü bir kabustan uyanmış gibi oluyorsunuz, romanı okurken Büyük Birader nasıl halk üzerinde baskı kuruyorsa yazar da gerilimli sahnelerde satırların arasından çıkıp sizi o sahneye götürüyor. Karakterle kendinizi özleştirmeye çalıştığınızda boğuluyor gibi oluyorsunuz. Karanlık ama sürükleyici bir roman...
Can Yayınlarının arka kapağından alıntılıyacak olursam:
" Can Yayınları, bu 'bütün zamanların kitabını' Celal Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor."
İyi okumalar dilerim :))