Hayat parça parça damlıyorken parmak uçlarımdan
Kafamın içinde çınlıyor ölümün kahkahası.
Soğuk bir çehre, belki ölgün bir alın yazısından
Başka ne kaldı ki yaşamımın hatırası?
Siz hiç elinize yüzünüze bulaştırdınız mı hayatı,
Yakalamak isterken yelelerinden?
İçimde kaotik bir koşuşturmanın hışmı
Geride yalnızca bir nefes nefeselik demirden
Acı farkındalıklardan arda kalan mutluluk
Hayatın çatlaklarını dolduramıyor
İçimde bir muziplik, bir şımarık suçluluk
Geride yalnızca pişmanlıklar kalıyor
Olmak istediğine bambaşka bir yabancı
Olduğunu fark etmenin idraki…
Çıplaklaştırıyor geride bekleyen yılları,
Önümüzde uzanan soğuk istikbali
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir zamanlar uğruna büyük düşünceler heba ettiği kızı düşündü. Nasıl bu kadar kısa sürede bitmişti duyguları – Ya da nasıl o kadar acı çekebilmişti bu kadar geçici bir heves için? Belki de sadece düşünmekti istediğim; o, düşüncelerime muhatap bir kuklaydı yalnızca.
Dakikalar, saniyelerin sırtına atlamışçasına hızla geçiyordu ve biriken saatlerin ardından acaba geldi mi sorusuyla baş başa kalıyordu Tolga. Tam kalkıp gitmek üzereyken ‘ya şimdi gelirse ve bir dakika uğruna iki saat harcamış olursam’ düşüncesi mıhlıyordu oturduğu sandalyeye.