katlediliyoruz bu ülkenin sokaklarında
bayrak direklerine yaslanırken buz gibi donmuşuz
dişliler pençelemiş her yerimizi
karanlıkta eğitilmişiz karanlık için
tıkalı tuvaletlere kusuyoruz karafatma ve fare dolu kiralık odalarda
elbette çok nadir duyarsınız şarkı söylediğimizi
gündüz olsun gece olsun
işe yaramaz savaşlar
işe yaramaz yıllar
işe yaramaz aşklar
ve tutup bize sorarlar,
niye bu kadar çok içiyorsunuz?
eh, sanırım günler harcanmak
içindir
yıllar ve aşklar
harcanmak içindir.
milyon kere ölmüşüm ben
inanıp bekleyerek, bekleyerek
odanın birinde
tavandaki çatlaklara bakarak
telefon bekleyerek, bir mektup, bir kapı çalışı,
bir ses, bir nefes .
o, gece kulüplerinde yabancılarla dans ederken çıldırmışım kafamın içinde...
bir aşkın kollarından çıkıp bir diğerinin kollarına
çarmıha gerilmiş ölmek hiç de hoş değil, karanlıkta adının fısıldandığını duymak çok daha güzel.
ve sönmüş sigarasına bakıyorum, son sigarasına ve o gece uyuduğu son yatağa, ve yatağını düzeltmek geliyor içimden ama yapamam, çünkü bir baba öldükten sonra bile hep evin efendisidir.
sevgili camilla, geldin sonunda. penceremin camına çakıl taşları attın, seni içeri aldım. nefesin viski kokuyordu ve sen çakırkeyif daktilomun başına oturup kıkırdayarak tuşlara basarken seni seyrettim şaşkınlıkla. sonra sen bana bakmak için yüzünü kaldırdın ve ay ışığında yüzünü gördüm, alt dudağındaki şişi, sol gözünün etrafındaki mor halkayı.
"kim vurdu sana?" diye sordum ve "trafik kazası" dedin ve ben "öbür arabayı sammy mi kullanıyordu?" diye sordum ve sen ağladın, sarhoş ve yüreğin yaralı ve ben arzu endişesi taşımadan sana dokunabildim. yanına uzanıp seni kollarıma alabildim ve sammy'nin senden nefret ettiğini, işten çıktıktan sonra çöle sürdüğünü, ve sabahın üçünde onu uyandırdığın için sana iki kez vurduğunu anlattın.
ben, "neden görüyorsun öyleyse onu?" diye sordum.
"çünkü ona aşığım" dedin.
çantandan küçük bir şişe viski çıkardın ve bitirdik şişeyi; önce sen, sonra ben. şişe boşaldığında markete gidip bir şişe daha aldım, bu kez büyük. sabaha kadar ağlayıp içtik ve sarhoşluğumla yüreğimde köpüren şeyleri söyledim sana, bütün o güzel sözcükler, zekice gülümsemeler, ama sen başkası için ağlıyordun ve o sözcüklerin tekini bile duymadın, ama ben duydum onları ve arturo bandini yabana atılmazdı o gece çünkü gerçek aşkına konuşuyordu. sen değildin o, vera rivken de değildi, gerçek aşkıydı sadece."