safiya

biliyor musun, yaşamak ölümden sonra da süren bir mucize gibi gelir bana.
Reklam
insan bütün hayatını, sonunda yalnız kalmak için yaşıyor sanırım.
Bir edebiyatçının siyasetten korkması, onu kendi yazı dünyası için kabalık ya da ayak bağı olarak görmesi bana zavallıca geliyor. Siyaset yediğimiz ekmeğe, içtiğimiz suya, aldığımız havaya, yattığımız yatağa, yürüdüğümüz sokağa girecek, bütün bunları çekip çevirecek ama şiire girerse bu yanlış olacak, edebiyat dışı olacak. Bundan kaçmak, yaşanılan kötülüğün üretilmesine pasif bir biçimde katkıda bulunmaktır. Gözetilecek tek şey var, iki alanın dilini birbirinin yerine koyacak bir ucuzluğa düşmemek. Dünyanın bütün büyük şiirleri, dünya görüşü ne olursa olsun, yetkin bir politik bilince sahip şairler tarafından yazılmıştır.
Yazma tutkusu
Sanırım aşkta olduğundan çok daha ağır, yüce, onaran, yıkan, kuran bir doyumsuzluk. Aşktan bir farkından söz edecek olursak, yazma tutkusunu insan ancak bir başına yaşayabilir. İkinci bir insanı kabul etmez.
Sözümüzün insanlara ulaşması, onlara dokunması, onlarda bir duyarlılık oluşturması, bir yankı bulması için, insanların bizim hayatımızda bir varlığı, karşılığı, derdi, değeri olması gerekir. Kısaca, hayatımızın başka hayatlardan oluşması gerekir.