Zaman keskin bir kılıçtır. Ya sen onu kesersin ya da o seni keser. Nefsin senin en büyük düşmanındır. Ya sen onu hak ile meşgul edersin ya da o seni batıl ile meşgul eder. Y.P.
O vakit hüzün benim sandığım kadar kötü değildir diye düşünüyorum. Kendimi hayal ediyorum. En çok sıkıntılı olduğum anlarda dua ettiğim, Allah' o vakitlerde hatırladığım geliyor aklıma. Yazara hak veriyorum. Zira düşünüyorum ki ve belki de biliyorum ki insan en çok üzüldüğü zaman ellerini duaya açar. İstediği olmadığında yalvarır en çok Allaha, başına bir kötü iş geldiğinde sessizce kapırdanmaya başlar dudakları. O zaman demek ki. Bilmiyorum..
man gerçekten de hüzün, sıkıntı, keder o kadar da kötü değildir
Bu yazar bana beni anlatıyor sanki. Kendine kendini anlatıyor ya da kendiyle konuşuyor o. Ben ise sanki kendi sesimi duyuyorum nefs dile geldiğinde. Konuşan da benim dinleyen de ben sanki.
Kötülüğü emreden, kötü olanı yapmayı isteyen nefis demektir. Nefsin en aşağıda olan mertebesidir. Esasında kâfirlerin, müşriklerin, münafıkların ve fâsıkların nefisleridir. Lakin nefs-i emmâre herkeste az ya da çok mutlaka bulunur. İnsanı en güçsüz olduğu, savunmazsız bulunduğu anlarda yakalar. Kibir, nefret, cimrilik, öfke, şehvet, yalan gibi hisler işte onun açık tehdileridir.
Ben üzmem insanları. Insanlar hüzünlensin istemem. Zira hüzünlenen insan Allahi hatırlar. Belki de o sebeple hep dünyalık şeyleri, insana hoş gelenleri yapsın istedim.Makam, mevki, mal-mülk, para, şehvet... Şayet bunları aklına sokarsam insan dahasını ister ve Allah'ı unuturdu. Işte o sebeple en ziyade halkı yönetenlere musallat olurdum. Olurdum ki onlara yaptırırsam istediğimi ve onların teslimiyetini bozarsam halka da sirayet ederdim. Ve hep dinlerdi beni insan-lar. Hem değil mi ki başı eğri olanın sonu doğru olmazdı. İşte o sebeple belki de mesuliyeti fazla olanın imtihani da zorlu olurdu. Ve ben yapardım bunu, onlara musallat olur.