Zaman keskin bir kılıçtır. Ya sen onu kesersin ya da o seni keser. Nefsin senin en büyük düşmanındır. Ya sen onu hak ile meşgul edersin ya da o seni batıl ile meşgul eder. Y.P.
Her şeyin geçeceğini bilmek için onun yaşına gelmek lâzımdı. Hem, her şey geçer ama, saçlarının rengini siler, gözlerinin alevini kapar ve derinin üstüne kara kalemle bir sürü çirkin çizgiler çizer.
Gitsin veya gitmesin. İkisi de farksızdır. Gayeler arasında kıyas yapmak beyhudedir. Bir hareketin bütün neticelerini tayin etmek mademki imkân haricindedir, herhangi bir gayeye müsbet bir kıymet biçmek de muhaldir.? Giderse keyfini, gitmezse izzet-i nefsini tatmin etmiş olur. Bu iki zıt haz arasında mukayeseye lüzum, çünkü imkân yoktur. Biri bedenin, öteki ruhun şehvetidir. Hangisini diğerine tercih edebileceğimizi bize riyazî olarak isbat eden hiçbir delile mâlik değiliz.
Hayatımızın bir safhasında vehimlerle körle-şerek, ihtiraslarımızın peşi sıra züğürt bir şuurla yaşamaya başlarız; bir şeyin ve bir şeylerin peşinde koşarız; sonra, emelimize az çok kavuşunca, yatışmış hırsımızla duraklar ve korkunç hakikati duyarız: Boşluk ve can sıkıntısı! İşte o vakit mazimize bakarak benliğimizin fânusu içinde dönen rengårenk hayaletlerin temaşasıyla eğlenmeyecek olursak sıkıntıdan bunalırız; bu ruhî oyun, "nefis tahlili" dir ki, ihtiraslarından yorulan bütün insanları biraz oyalar, can sıkıntısından kurtarır ve yeni bir ihtirasa doğru gitmek için kuvvet biriktirmeye yarar.
Niçin onun ve onun gibilerin yanına girerken titriyoruz? Çünkü her ölü büyük bir şahsiyettir, en tesirli bir canlı kahramandan da ziyade üstümüzde icazı' vardır: Bizi korkutur, düşündürür, kendi benliğine çeker; hangimiz, bir ölünün huzuruna çıktığımız vakit kendi şahsiyetimizi ve enamızı kaybederek onun manevî varlığımız etrafına çevirdiği icazkâr muhasarada mahpus kalmadık? Hangimiz, onun karşısında, bir an ölmedik ve sağlığımızı bir an unutmadık?