Bu keçi, bir keçi değildi artık. Kendisinden daha fazla, göründüğünden daha ağır, gözün seçebildiğinden çok daha çevik gövdesiyle nitelik değiştiriyor, oğlana yeni nitelikler atfediyor, yeni beceriler ekliyordu. Yeni ihtiyaçlar yaratıyordu keçi. Sekme ihtiyacı, sıçrama ihtiyacı, tökezleneden koşturmaca ihtiyacı...Keçi keçiydi. Bir keçiye imrenmenin ezikliğini yerle bir edip denizin deniz, taşın taş, tenin ten olduğunu belletiyordu. Bir yandan gözleriyle değişirken oğlan, bir yandan ruhunda özleniyordu. Yeni bir dibe ayak basar gibi özün içindeki özün dış çeperini yararak kendini yavruluyor, kendini keçiye bölüyordu. Keçinin peşine düştükten sonra bir keçiyle bu keçi arasındaki zaman dilimi, taştan dikene, dikenden rüzgara, rúzgardan yosuna devinen, devindikçe farkları açığa vuran, şeylerin şeylerden farkıyla bir daha kendi sıfatlarına kavuşan, imgelemde kendi ipliğiyle kendini ören bir hafızaya seriliyordu.
Barbarın Kahkahası, Sema Kaygusuz (s 25-26)