Koşulsuz paylaşmanın bütün sistemimizi değiştirme gücü,
kudreti vardır. Vermenin içinde bir borç, koşulsuz paylaşımda ise fayda sunma durumu mevcuttur. Borçlu hisseden kişinin oksitosin düzeyi düşer, kaygı düzeyi artar. Aynı şekilde alacaklnın da oksitosin düzeyi düşüktür. Verdiğinin geri gelip gelmeyeceğine dair endişeli bekleyiş, zihinsel bir takıntı durumu kaygı düzeyini yükseltir. Kortizol düzeyi artmaya başlar. Bizi depresyondan koruyan ve aynı zamanda hafıza merkezimiz olan hipokampüs kortizol yüksekliğine çok hassastır. Kronik kortizol yüksekliği bizi tüm hastalıklara açık hale getirecektir. Belki bilenleriniz olacaktır ama sizinle ilginç bir bilgi paylaşmak isterim: Alzheimer hastalığında beyinde ilk etkilenen merkezlerden birisi de hipokampustur. Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Koşulsuz paylaşmak ile alacaklı olarak vermek arasında büyük bir uçurum bulunur.
Bazı ebeveynler bu davranışı farkında olmadan çocuklarına karşı sergilerler. Çocuğuyla kurduğu ilişkide, çocuğu için yaptığı fedakârlıkları çokça dillendiren ebeveynler oluşturdukları suçluluk duygusu ile sisteme dahil olurlar. Bu ödenmesi mümkün olmayan, karşılığı verilemeyecek bir borç yüküdür. "Görevle" yapılan her şey ötekini borçlandıracaktır. Çocuğumuza bakım vermek aslında işin doğasında vardır, bir görev değildir. Doğal olarak gerçekleşen hiçbir süreç ötekini borçlu kılmaz. Bakım verenler bu işin doğasını anladıklarında çocukları için neler "feda ettiklerini" asla dillendirmezler. Ama bu bir görev ve zorunluluk hissiyle yapıldığında, tıpkı gizli bir sözleşmenin kuralları gibi karşılığında taleplerin oluşması olasıdır.