Mutsuz insanlar, karşılaştıkları güçlükleri, sıklıkla kendilerinin değersiz olduklarına yorar. İnsan olarak binlerce duygu, düşünce
ve eylemden oluşuyoruz. Bunlardan bir tanesiyle kendimizi yargılamamız uygun değil. Bu özellikle mutsuz olduğumuzda gerçektir çünkü mutsuzken, sahip olduğumuz güç ve yetenekten çok, zayıflıklarımızı ve hatalarımızı görme eğiliminde oluruz.
Eğer kişi, yaşamını oluşturan temel alanlarda istek ve ideallerinin farkındaysa, onlarla ilişki içindeyse ve ideal ve değerlerine dönük davranışlarda bulunup bunlara uygun bir yaşam sürüyorsa, o zaman mutlu olur ve kendisini iyi hisseder. İstek ve idealleriyle teması kesilmişse ya da bunlara uygun bir hayat yaşamıyorsa, o zaman da kendini kötü hisseder.
Ortamda zehirli gazın olduğu bir durumu düşünelim ve şöyle soralım: Bize zehirli gaz mı zarar verir, yoksa alarmın sesi ve parlayan ışığı mı? Tabii ki zehirli gaz zarar verir. Aynı şekilde, korktuğumuz bir durumda da bize korku
değil, olup bitenler zarar verir. Kafamıza atılan bir taş, bir arabanın bize çarpması ya da kalp damarımızın tıkanması gibi...
Depresyondaki kişilerin dünyayı algılama tarzları da bir açıdan
böyledir. Dünya kişinin eninde sonunda kaybedeceği bir yer olduğu için yapılacak en iyi şey, en azından bir şey yapmayarak kendinde var olan "kaynağı" tüketmemek ve yıpranmamaktır. Depresif düşünce sistemi şöyle çalışır: "Eğer arkadaşım olmazsa arkadaşımı kaybetme riskim de olmaz:' Kısaca: "Bir şeye sahip olmazsam onu kaybetme riskim de olmaz" ve "Hiçbir şey kazanamayacaksam bari elimdekini koruyayım:'
"Olayları olduğu gibi değil, algıladığımız gibi görürüz." Yani duygusal tepkimiz sadece durumdan değil, durumla ilgili algı ve düşüncelerimizden de etkilenir.