Okuduğumuz metinler, izlediğimiz filmler, anlatılan hikayeler, bizi başkasını ve kendimizi anlama, kendimizle yüzleşme konusunda bir adım ileriye götürmüyorsa, hayata dair kavrayışımızı, idrakimizi artırmıyorsa sadece boşa harcanmış zaman olmakla kalmaz, ne yazık ki. Bizi birtakım kalıp yargılara, klişelere mahkum eder. Biliyormuş, anlıyormuş gibi hissetmenin konforuyla aldatır aynı zamanda.
Sağlıklı olmanın, genç olmanın (eğer olamıyorsa genç görünmenin) merkeze yerleştiği bir kültürde “yaşlılık” ya da “yaşlı görünmek” bir suç, bireysel bir başarısızlık olarak görülmeye başlıyor.