Ruh emretme irade ve gücüne de sahiptir. İnsan önce bedenine ve azalarına emretmeyi öğrenir. Sonra aklına, kalbine ve bütün hislerine emretmeyi, hükmetmeyi de öğrenir. En zoru ise nefse emredebilmektir.
Beynimize ulaşan her bir görüntü aslında geçmişe ait birer cenazedir. Mesela dünyamıza en yakın gökada Andromeda’nın teleskoplarla çekilen en yeni fotoğrafları iki buçuk milyon yıl öncesine aittir. Gece gökyüzünün en parlak yıldızı Akyıldız’ın (Sirius) yaklaşık sekiz buçuk yıl geçmişteki ve Güneş’in ise sekiz dakika önceki halini görürüz. Jüpiter’in yaklaşık yarım saat önceki, Satürn’ün ise yaklaşık bir saat önceki görüntüsünü seyrederiz. Ay’a ise bir saniyeden biraz fazla (1,28 saniye) gecikme ile bakarız. Ufuktaki bulut kervanı ile hemen üzerimizde uçan martının görüntüleri saliselik de olsa farklı vakitlere ait görüntülerdir. Yani bir cisim bizden ne kadar uzaksa o oranda eski bir görüntüsü beynimize ve ruhumuza ulaşır. Ruhumuz ise bu farklı zaman dilimlerine ait görsel albümü anbean bütünleştirir ve anlamlı bir dünya kurmamızı mümkün kılar.
Gözün ihsan edilmesi güneşin, renklerin ve hatta görüntüler âlemindeki bütün güzelliklerin ihsan edilmesi manasında görkemli bir nimettir. Zira nasıl ki midenin ihsan edilmesi besin dünyasının ikram edilmesi manasını taşır. Aynı şekilde göz de bir midedir ve onun ihsan edilişiyle görüntüler âleminin geniş sofrasına davet gerçekleşir. Ayrıca gören bir gözün yaratılışı, kör bir güneşin yaratılışından sanat yönüyle daha özel ve daha kıymetlidir. Kudret açısından değerlendirildiğinde ise bir tek gözü yaratan bütün gözleri eşsiz bir tarzda halk edendir.