"Şu tatlı insanları görüyor musun Sal? Bana yaşama sevinci veriyorlar. ..
…..Bir payı kendine alıp diğer üçünü adalet uğruna bizlere dağıttığın; servetini dört hisseye böldüğün kararlılıkta fedakârlığın alevi ve heyecanıyla mest olan bir ruh gördüm. Benim isteğimle ilgilendiğin bir konuyu bırakıp sırf benim ilgimi çekiyor diye başka bir konuyu öğrenmeye başlamanda; o zamandan beri gösterdiğin yorulmak bilmez gayret ve uysallığında - bu işin zorluklarını göğüslerken gösterdiğin sarsılmaz enerji, ruh halinle - aradığım niteliklerin tamamlandığını görebiliyordum. Jane sen uy-sal, çalışkan, çıkar gözetmeyen, sadık, güvenilir, cesursun; çok nazik ama aynı zamanda çok kahramansın; kendine güvensizliği bırak - ben sana kayıtsız şartsız güvenebili-rim. Hint okullarında bir müdür, Hintli kadınlar arasında bir yardımcı olarak, yardımın benim için paha biçilmez olacak. “
Sayfa 546·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Neden birbirlerine zarar verebilecekleri sayısız yolu görmeyi reddetmişlerdi? Doğuştan gelen ve yetiştirme biçimlerinden kaynaklanan, aynı tarafta olmadıkları ve asla olamayacakları anlamına gelen farklılıkları neden bir kez olsun durup sorgulamamışlardı? Fakat cevap çıktı – dördü birden yabancı bir ortamda boğulurken birbirlerini kurtarıcı bir sal olarak gördüler ve suyun üstünde kalabilmenin tek yolu birbirlerine tutunmaktı. 
Sayfa 121·Kitabı okuyor
‘Ey dayımın oğlu Veysel nasır tutmadıysa yüreğin Bi koşu bizim eve sal Selimi Benim yerime elini öpsün anamın Çünkü vallahi Ve billahi gurbet çok zordur’
Sayfa 39 - Ketebe Yayınları
1000Kitap
Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş ‐Bakî Sesini bu âleme Davut gibi sal. Çünkü bu kubbede bakî kalan ancak bir güzel hatıra imiş.
Sayfa 395 - Kapı Yayınları
İnsanların kırk yaşına gelince bir noterlik ve altmışında bir emekli maaşı sahibi olabilmek için hukuk okudukları ya da felsefe doktorası yaptıkları bir çağ olmuştu. Bu insanların kafalarının içinde ne vardı, düşünülmeye değerdi doğrusu. Önlerinde bir barın masası başında geçecek 10 000, 15000 gece, 4000 omlet, 2000 aşk gecesi bulunan insanların düşünceleri! Ve onlar, hoşlarına giden bir yerden ayrılırken, "Gelecek yıl ya da on yıl sonra gene gele- ceğiz," derlerdi. Boris, sertlikle, "Ne eşekçe işler yaparlardı kim bilir," diye düşündü. İnsan yaşamını otuz yıllık mesafeden yönetemez. Onun hesabı çok daha alçakgönüllüydü; iki yıllık projeleri vardı; sonra, tamam, bitti. Alçakgönüllü olmak gerekti. Mavi ırmağın sularında bir sal ağır ağır kayıyordu ve Boris birden dertlendi. Hiçbir zaman Hindistan'a, Çin'e, Meksika'ya, hatta Berlin'e gidemeyecekti: Yaşamı arzuladığından da daha alçakgönüllü olmuştu. İngiltere'de birkaç ay, Laon, Biarritz, Paris, bütün dünyayı dolaşmış insanlar vardı! Bir tek kadın. Çok küçük bir yaşamdı bu; şimdiden bitmişe, tüketilmişe benziyordu, çünkü nelerden yoksun olacağı çok önceden belliydi, biliniyordu. Alçakgönüllü olmak gerekti. Dikildi, bir yudum rom içti ve düşündü: Böylesi daha iyi, boşa harcamış olmak korkusu yok hiç olmazsa.