Kaderin çarkı bir tam dönüş yapmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kazanmışlardı ama ağlıyorlardı. Hepsi ağlıyordu.
Başım arkaya düştü. Gece de pencerelerde bizimle birlikte ilerledi. Yavaşça yaptığımız şey, dönüştüğümüz şeyi serbest bıraktı. Her zamanki gibi öfke kedere dönüştü. Bir saat kadar önce istediğimiz hiçbir şeyin gözümüzden akan bir damla yaş kadar anlamı yoktu.
Mahmut yüzünü benimkine yaklaştırarak "Ne?" dedi. "Ne dedin?"
Kederli zihnimi uyku doldurmaya başlamışken ve yaralı vücudumdan felakete uğramış ruhum tekrar ayağa kalkmaya çalışırken kanayan dudaklarımın arasından "Umarım ayı kurtulmuştur," diye mırıldandım. "Umarım ayı kurtulmuştur."
Abdül Gani'nin ihaneti karşısında acı değil de bir çeşit merak hissediyordum. Nasıl hissettiğimi anlatacak başka bir kelime bulamıyorum. Ruhani bir huşunun gerisinde ise kaderci, içimi titreten, kör bir korku vardı. Tıpkı kuraklığın bir gülü açmaya ve kuru toprağa dökülmeye itmesi gibi, onun ihanetinin bizi ittiği kanlı gelecek hayatlarımızı içine alıyordu.