Salim

İstisnasız bütün Ermeni aydınlarının suçlu olduğunu söylemek istemiyorum ve yapamam da. Hayır. Böyle bir politika uygulamanın yanlış olduğuna, bunların alçaklık olduğuna inanan bilinçli insanlar da gördüm. Bu kişiler, kendi halkının hayvanca içgüdülerine isyan etmiş hatta karşı koymuşlardı, fakat Ermeniler arasında bu tür insanların sayısı nispeten azdı.
Sayfa 11
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ermenilerin Alaca’da yaptıkları vahşeti, Alaca Lojistik Destek Komutanlığı müteahhidi, 27 Şubatta gördüğü manzarayı bana şöyle anlattı. Ermeniler canlı bir Türk kadınını duvarın önünde çarmıha germişler. Göğsünü yarıp kalbini çıkarıp başının üstüne çivilemişler. Erzurum’da ilk büyük çaplı katliam girişimi 7 Şubatta başladı. Şimdi söylendiğine göre, topçu alayının askerleri 270 kadar Türk’ü sokaklardan zorla toplamışlar. Bunları gasp etmişler ve niyetlerini açıkça belli ederek kışla içerisindeki banyoya kilitlemişler. Ben kararlı tutumumla 100 kadarını kurtardım.
Sayfa 9
Katliamdan üç hafta kadar sonra Ilıca’ya giden Yarbay Gryaznov 26 Şubatta döndüğünde, bana, orada şöyle bir tabloyla karşılaştığını anlatmıştı: “Köylere giden yollarda ve sokaklarda parçalanmış cesetler öylece yatıyor. Önden giden her Ermeni, mutlaka gördüğü cesede tükürüyor ve küfrediyordu. Yaklaşık olarak 12-15 sajen kare (yaklaşık 55-70 metre kare) alandaki bir cami avlusunda 1.5 m yüksekliğinde, öldürülmüş Türk - ihtiyar, erkek, kadın ve çocuk- cesetleriyle dolup taşmıştı. Kadın cesetleri tecavüz izleri taşıyordu. Bazılarının cinsel organlarına tüfek fişeği sokulmuştu.”
Sayfa 8
Ermenilerin Türklere karşı nefretleri eskiden beri bilinmektedir. Ermeniler daima kendilerinin mazlum ve ezilen bir millet olduklarını iddia etmişlerdir. Her zaman kendilerini hiç suçları yokken sürgün edilmiş, dinleri ve kültürlerinden dolayı ağır işkencelere maruz kalmış bir millet olarak sunmayı başarmışlardır.
Sayfa 4
Puan vermedi·52 syf.·
2020 9. kitabı
Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Osman Hamdi Bey 11 Eylül 1881’de müze müdürlüğüne atanır. Çinili Köşk’ün onarıp, Sanayi-i Nefise Mektebi’ni kurar. Bugün ki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’dir. Asarı Atika Nizamnamesi ile eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Saray’ın müdahalesi ile uygulanması tamamen mümkün olmadığı belirtilse de eserlerin bir kısmının yurt içinde kalması sevindiricidir. Nemrut Dağı, Lagina ve Sayda kazıları yürüten Osman Hamdi Bey, İstanbul’da sayılı müzelerden birinin oluşmasına vesile olmuştur. Karl Sester tarafında 1881 yılında ilk defa keşfedilen Nemrut Dağı’ndaki heykeller, bir yıl sonra Otto Puchstein tarafından da araştırılmıştır. Osmanlı Hükümeti tarafından haberi alınan kazıların incelenmesi için 1883 yılında Nemrut Dağı’na Osman Hamdi Bey gönderilir. Birkaç saatlik tırmanışın ardından biri sağlam başlı beş heykelle karşılaşılır. Batı Teras’ın doğusunda tanrı tahtları, güney ve batısında kabartmalı stel yuvaları bulunur. Başları olmayan heykellerin depremler sonucunda yıkıldığı tahmin ediliyor. Aslanlı kabartmanın üzerinde 19 yıldız vardır. Aslanın göğsündeki hilal biçimli ay ile Jüpiter, Merkür ve Mars’ın birleşme tarihinin MÖ 7 Temmuz 62 olarak yorumlanması Kral Antiokhos’un tahta çıkışı veya Nemrut Dağı’nın kuruluş horoskobu olduğu değerlendiriliyor. Buradaki taşınabilir eserleri beraberinde götürürken aynı yıl vakit kaybeden yapılan kazı kitaplaştırılır. Mehmet Şerif Efendi, yerel makamlardan aldığı izin belgesi ile taş ocağı işletmeciliği için arazinde kazı yapmaya başlar. Kazı sırasında mezar olması muhtemel kuyu bulduğunu Sayda Kaymakamı Sadık Bey’e haber verir. Ertesi gün kazı yerine gelen kaymakam açılan deliğin ardında iki lahit bulur. Sayda Jandarma Subayı Esat Bey’e emanet
Ölümünün 100. Yıldönümünde Osman Hamdi BeyNezih Başgelen · Arkeoloji Sanat Yayınları · 20104 okunma