... ben gene düşünüyor ve karar veriyorum ki, bizim tükettiğimizi sandığımız hayat denilen şey, tuhaf ve anlaşılmaz bir şey ve kimse kendi hayatının bile neden öyle olduğunu bilemiyor. Durup durup bekliyorsun ve o bir yerden bir yere, neden kimse bilmeden, öyle giderken, sen kendi hayatın içinde, nereden nereye gittiğine ilişkin birçok düşünce düşünüyorsun; yanlışı, doğrusu olmayan ve bir sonucu bile olmayan tuhaf düşünceler, derken bir bakıyorsun, yolculuk burada bitti ...
Sonra şöyle düşündüm: Ne tuhaf aşk denen șey! Şimdiyi hiç yaşayamıyorum sanki! Bir yandan, bıkıp usanmadan gelecekte ne olacağını düşünüyor, öte yandan da bütün hareketlerini ve sözlerini anlamlandırabilmek için olup bitenleri yeniden defalarca düşünerek geçmişte yaşıyorum. Üstelik bunun, o aşağılık heriflerin aşk diye böbürlendikleri şey olup olmadığını bilmiyorum bile. Ama ne önemi var! Yastığın serin yanını arayarak kızışan yanaklarımı ve düşüncelerimi ferahlatmava çalışacağım o uykusuz geceler bitsin yeter!
"Evet," dedi bu sefer Nilgün kararlı bir sesle. "Evet. Boş yere niye koyvermeli insan kendini?" "Boş yere değil ki," dedim. "Kendimi koyverince mutlu olacağım. Gerçek olacağım o zaman." "Şimdi de gerçeksin," dedi kuşkuyla. "Sahici olacağım. Anlıyor musun? Şimdi sahici değilim! Kendine hakim olan, kendini her an sorguya çeken bir insan Türkiye'de sahici olmaktan çıkar, mutlaka çıldırır. Türkiye'de çıldırmamak için insan koyvermeli kendini."