"Mezarları yaptırmışsın," diye mırıldandı. Oysa Timur yaptırmak isterdi ama sebep olduklarının utancıyla yeterince yanıp, tutuşurken kaçmaktan başka bir şey yapamamıştı. Korkularını yendi sanırdı. Yanılmıştı. En büyük korku hâlâ yüreğinin orta yerindeydi: Onlarla yüzleşmek.
"Sana bunu borçluydum. Onları bana emanet ettin." Adem'in sesinde minnet ve sevgi vardı. "Güldeste’nin emanetine sahip çıkamadım ama senin emanetlerine sahip çıkmak için elimden geleni yaptım." Utançla baş etmeye, çenesini dik tutmaya çalışıyordu. "Eyvallah," diyebildi. Sormayacaktı ama kendine engel olamayarak, "Evlenmemişsin," dedi.
Başını iki yana salladı.
"Evlenmedim."
"Niye?"
"Zaten evliyim." Gözleri dalgalandı. Timur'un bakışları parmağındaki ince alyansa takıldı. İnce, eski ve özensizdi ama aynısından ablasında da vardı. Hatırlıyordu. Adem’in yüzük takan eli kalbinin üzerine gitti.
“O burada hâlâ hayatta. Nefes alıyor, benimle konuşuyor, kitap okurken benimle okuyor. Yarası derin, hala kanıyor ama ben Güldeste’nin yarasına bile ihanet edemem, Timur."
Sesi ve dudaklar titredi.
“Ne dirisine ne ölüsüne yüz çeviririm." Yanağına doğru bir yaş ağır ağır süzüldü. Yaşanmışlık ve derin bir kederle yüklüydü.
"Öyle sevdim ki onu ben..." Başını iki yana salladı. "Varlığını da yokluğunu da... Ona dair hiçbir şeye ihanet edemem. Beni sevmeye devam et, dedi. Son sözüne ihanet edemem. Ondan başkasına sevdiğim, diyemem. Onunla kuramadığım yuvayı başkasıyla kuramam."
Bin bir çeşit çiçek, yeşillik, toprak, yağmur ve o. Timur. Memleketi gibi koktuğunu yeni fark ediyordum. Burasıydı o. Başı bu dağlar kadar yüksekteydi. Hüznü dağları sarmalayan sis kadar bulanık ve ağırdı. Gözleri toprak kadar kahve, elleri bu ormanlar kadar umut doluydu. Etrafımda olduğunda bu dağların arasına saklanmışım gibi kendimi güvende hissediyordum.
Buras Timur'un memleketiydi. Timur ise benim memleketim.
“Seviliyor olmanın en iyi yanı yaşarken değil yalnızca öldüğünde bile yalnız kalmamaktı. Arkanda sevdiklerinle kaybının acısını paylaşacak insan bırakmaktı.” umarım spoiler değildir:,
"Babam gibi olmayacağım."
Ve o gece oğlunun acıyan sırtına şifa olmak isteyen Bahar, Barut Ulu’nun yanından ayrılmadı. Kocasına lanetler ederken dilinden tıpkı oğlu gibi sözler döküldü. "Baban gibi olma, Barut Ulu," dedi acıya acıya. Merhametten yoksundu Bahadır. "Vatanına ve milletine hayırlı bir evlat, iyi bir eş, sevgi dolu bir baba ol." iç çekti. "Varsa kaderinde, hepsini ölmeden önce yaşa."