𐙚 𝕄𝔼ℝℍ𝔸𝔹𝔸 𐙚
𝙽𝙰𝚂𝙸𝙻𝚂𝙸𝙽𝙸𝚉?
𝙽𝙴𝙻𝙴𝚁 𝚈𝙰𝙿𝙸𝚈𝙾𝚁𝚂𝚄𝙽𝚄𝚉, 𝙲𝙰𝙽𝙸𝙼 𝙾𝙺𝚄𝚁 𝙰İ𝙻𝙴𝙼?
Bugün size DOKUZ YAYINLARI ‘ndan çıkan canım yazarım,ablam @nazanarisoy_ 'un enfes kaleminden #mavikirpiklikadınvera kitabının yorumu ile geldim...
#kitabınkonusu
Nâzım Hikmet Ran, Türk edebiyatının dünya çapında tanınan, Türk şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Siyasi görüşleri nedeniyle hayatının büyük bir bölümünü hapishanelerde ve sürgünde geçirmiştir. Buna rağmen edebiyatımıza unutulmaz eserler kazandırmıştır. Nâzım Hikmet'in şiirleri kadar yaşadığı aşklar da yıllar boyunca merak konusu olmuştur.
Mavi Kirpikli Kadın: Vera da Nâzım Hikmet’in hayatının son döneminde tanıştığı Vera Tulyakova ile yaşadığı büyük aşkı anlatan biyografik bir romandır. Bir tarafta gençliğinin heyecanını taşıyan “mavi kirpikli kadın” Vera, diğer tarafta ise ömrünün son yıllarını yaşayan “mavi gözlü dev” Nâzım Hikmet... 1955 yılında Moskova’da yolları kesiştiğinde Nâzım 53, Vera ise henüz 23 yaşındadır. Vera o dönemde evli ve bir kız çocuğu (Anna) dünyaya getirmek üzeredir. Nâzım Hikmet ise o yıllarda kendisine hem doktorluk hem de yoldaşlık yapan, hayatını düzene sokan sevgilisi Galina Kolesnikova ile birlikte yaşıyordur. Nâzım, Vera'yı gördüğü andan itibaren ona hayran kalmıştır; ama Vera, aralarındaki otuz yaş farkı ve mevcut hayatları nedeniyle uzun süre mesafesini korumuştur. Nâzım ise geri adım atmayıp Vera'ya duyduğu hisleri saklayamayacak noktaya geldiğinde tüm naifliğiyle ona açılmıştır.
Nâzım, Vera’ya duyduğu aşkla adeta yeniden doğmuştur. Sağlığı kötüye gidiyor, kalbi yorgun olmasına rağmen Vera onun gençlik aşısı olmuştur. Onun için Türk edebiyatının en güzel aşk şiirlerinden biri olan "Saman Sarısı"nı yazmıştır. Şiirde Vera'dan hep "saman sarısı saçlım, mavi kirpiklim" diye bahsetmiştir. Nâzım'ın
Şamanlık inancına göre ilk olarak kadın şamanlar vardı. Klasik şamanlık inancına göre seçilmiş olan kadın şamanlar ruhlarla çevrelenmiş dünyamızda bizleri koruyan, gözeten ve ötekilerin mesajlarını bizlere ileten kişilerdir. Rüzgârla, dağla, ağaçlarla konuşabilen içi ve dışı ruhlarla dolu bir varlık olan kadın şaman, dünyayı algılamada ve anlamlandırmada büyük bir görev icra etmiştir. Kadın, Sibiryalı bir halk olan Çukçi atasözünde denildiği gibi, doğası itibarı ile şamandır veya doğal olarak şamandır. Sadece Çukçiler değil, birçok kavim de kadınları ilk şaman olarak kabul eder. Kadın, doğumun efendisi olması, dünyaya yeni bir can getirmesi, yavrularıyla ilgilenmesi ve birlikte yaşama zorunluluğu itibarıyla toplumun biyolojik ve tinsel merkezi durumuna gelmiştir. Kadının doğurganlığı onun kutsanmasını sağlamıştır. Bundan başka bazı özel durumlar kadınların karanlık güçlerle de ilişki ve temas halinde olduğu inancını doğurmuştur. Ayrıca sözlü gelenekler, arkeolojik kazılar ve tarihî veriler kadınları şifacı, otacı, kâhin, falcı, kendinden geçen dansçı, kozmik yolcu olarak gösterir.
"Bir gün yeni biçilmiş bir saman tarlasının kenarında eski bir karavan belirdi. Ne elektriği vardı ne de suyu.. Bir hafta sonra önünde iki testere tezgahı arasında kabaca yerleştirilmiş bir tahtadan oluşan bir masa koyulmuştu. Üzerine süslü bir baharatlık, birkaç askeri kamuflaj, matara, sırt çantası ve bir yemek takımı dizilmişti. Ve bir not; "BEDAVA".
Birileri, "İhtiyacımdan çok daha fazlasına sahibim, o yüzden seninle paylaşmak istiyorum," diyor. Bu küçük eylemlerin birkaç kilometrelik bir kır yolunda gerçekleşmesi de tesadüf olmasa gerek. Vermek, vermeyi doğurur; armağan dolaşımda kalır. Ve böyle yolların sayısı tahminimizden çok daha fazladır."
Armağan YemişiRobin Wall Kimmerer · Kolektif Kitap · 20261 okunma
Dünyanın en çok satan Şaman kitabı yazdığı için gerçekten bir Şaman kitabı bekliyorsunuz. Derin bilgiler,spiritüel öğretiler vs ama karşınıza çıka çıka basit bir kişisel gelişim kitabı çıkıyor. hızlı okuma teknikleri ile göz gezdirerek okuduğum bir kitap oldu bazı sayfalar evet ilgimi çekti bazı egzersizler hoşuma gitti şöyle diyeyim tamamen kitabı gömmek de istemiyorum kişisel gelişim alanında kitap okumamış yeni yeni bu alana merak sarmış kişilerin hoşuna gideceğini düşünüyorum.
Bugün masamda, sadece sayfalarını değil, arkasındaki o muazzam akademik emeği, iğneyle kuyu kazar gibi işlenmiş tarihi dokuyu her satırında hissettiren, çok özel bir kitap var: Işıl Işık’ın Sonsuz Suyun Kıyısında romanı.
Benim için sadece bir okuma serüveni değil, elimden bir an bile düşüremediğim için benimle birlikte neredeyse bütün Türkiye’yi gezen, harika bir yol arkadaşı oldu bu kitap. Ve az önce son sayfasını kapatmış olmanın taze heyecanıyla söylüyorum; bir kitap okumadım, adeta her karesi zihnime kazınan, büyüleyici bir sinematik film izledim!
Yazarın o hayran olunası titizliği, edebi yoğunluğu ve muazzam tasvir yeteneği, bizi 9000 yıl öncesinin Çatalhöyük’üne götürüyor. Hikaye, yazarın bir kazı haberinde gördüğü gerçek bir arkeolojik buluntudan filizleniyor: Kucağında bir kafatası tutan ve leopar kemikleriyle gömülen o gizemli kadın mezarı... Yazar, geçmişin bu derin sessizliğine öyle zarif bir vefayla üflemiş ki nefesini, karşımıza muhteşem bir karakter olan Biblu çıkıyor.
Yanağındaki leopar pençesi lekesi yüzünden daha doğduğu gün lanetlenen, şaman olamadığı için dışlanan ama o dışlanmışlığı saf bir bilgeliğe, şifacılığa ve iyiliğe dönüştüren bir kadının "mana arayışını" okuyoruz. Kitap, Şamanizm öğretisini o kadar duru ve derin işliyor ki, bu kültüre dair zihninizde muhteşem pencereler açılıyor.
Ve o pencere demişken... Biblu' nun o kerpiç duvarlar arasından gökyüzünü seyrettiği, hayaller kurduğu o küçücük gökyüzü penceresi detayı o kadar naif, o kadar evrensel ki!
Arkeolojinin o gizemli soğukluğunu, mitolojinin ve kadın şifacılığının sıcaklığıyla ısıtan bu başyapıt için yazara ne kadar teşekkür etsem az. Masamdaki bu zamansız yolculuk, kütüphanemin en özel köşesinde yerini aldı bile.
ATSIZ
Her Çağın Masalı: Bozdoğan'la Sarı Yılan
.
@ötükençocuk tarafından çocuklara çol güçlü bir okuma . Çizgi roman tarzında bir anlatım ile düşünmelerini sağlayan bu hikayenin gerçekleri sert!
Kültürümüzün yegane kavramlarına değinen hikayede, yürekli olmanın asaleti, sözümüzün eri olmanın temsili ve saman altından su yürütenlerin değersizliği anlatılıyor.
Bozdoğan bunu ne güzel ifade etmiş:
" Yerde sürünmeye alışıksın. Düşmanlarını gizlice zehirlersin. Kuvvetlilerle çarpışmak İçin yüreğin yoktur. Menfaat için kıpırdarsın. Şeref için savaşmanın ne olduğunu bilmezsin. "
Ve son sözü her daim akıllarda:
" Sürünerek çıkmak yükselmek demek değildir. Sen yukarılara doğru çıksan bile yine alçaksın. Ben aşağıya düşerken bile yükseğim. Sen yılan gibi yükseldin. Ben Doğan gibi düşüyorum. "
Çocuklara ahlaki değerlerin zor fakat asıl önemli şey olduğunu, menfaat uğruna kendilerini değersizleştirmemelerini anlatan #atsız
Selçuk Ören çizimleriyle görsel bir şölene dönüşmüş. Hepimize çok şey katacak #herçağınmasalı:bozdoğanlasarıyılan tavsiyemdir miniklere. Keyifle.