Ara nağme diye bir şey bilmez, orta yoldan haberi yoktur, uç noktalar arasında gidip gelirken müthiş kuvvet harcar. Bu onu istikrarsızlaştırır ve kriziere açık hale getirir. Buna bağlı olarak yaşadığı ilişkilerde partneri tamamen idealize edebilir ve onu pespembe gözlüklerle görür. Ama saman alevi sönüp de partnerin gölgeli tarafları ortaya çıktığında, bir insanı hem iyi hem de kötü, hem arzulanan yanları hem de zaaflarıyla kabul etmekte zorlanır. DEHB hastası sık sık bir anda bir uçtan diğerine geçer ve partnerini bir anda tamamıyla değersizleştirir ve onu bir kenara atar.
DEHB hastası bu ölçüsüzlüğünün pek de farkında değildir. Orta yolu bulmakla asla yetinemez. Bu ona çok sıradan,
çok basit ve aynı zamanda çok sıkıcı gelir.
Hapishanede kendini ziyarete gelen oğluna da: “Önüne çıkan adamlardan utanmıyor musun? Baban alçaklar elinde esirdir, sen nasıl yaşıyor, buna tahammül ediyorsun?” diye söyleniyor.
" Bazı insanlar hayatta hiçbir gayeye sahip olmadan yaşarlar. Bu tipten insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler. Onlar gitmezler , ancak suyun akışına kapılarak akarlar."
Osmanlılardan önce Bizans'ın son döneminde ve Balkan feodal rejimlerinde köylünün içinde bulunduğu koşullar, bir çözülüşü göstermekte idi. Osmanlılar gelmeden önce askeri sınıfa ait pronoja topraklarında, manastırlara veya büyük feodallere ait topraklarda köylü birtakım ağır angaryalar altında idi. Eski Osmanlı kanûnnâmelerinden çıkardığımız sonuçlara göre, Osmanlı'nın devraldığı bu rejimlerde pareikos durumundaki köylü, toprak sahibine yılda bir araba odun, bir araba ot, yarım araba saman sağlamaya, arabası ile hizmet vermeye ve haftada iki veya üç gün efendisi için angarya çalışmaya mecburdu. Para ekonomisinin gelişmiş olduğu kıyı bölgelerinde veya büyük şehirler dolaylarında, daha Osmanlı öncesi dönemde bu hizmetler karşılığında belli bir para alındığı, yani Batı-Avrupa'da olduğu gibi köylü ile senyör arasında şahsî bağlılıkların gevşediği, angaryaların paraya dönüştüğü görülmekte idi. Çoğu zaman bu son durum, paraya ihtiyacı olan senyör için olduğu gibi köylü için de yeğlenmekte idi. Bu akım, Osmanlıların merkeziyetçi imparatorluğu kurulduğu zaman daha da hızlandı. Bazı bölgelerde, eski angarya hizmetler bırakılmakla beraber, Osmanlılar prensip olarak köylü üzerinde angaryaları kaldırdılar ve hepsi için belli bir tek resim 22 akça çift resmini koydular. Bu resim, tam çifti olan her köylü ailesinin belli hizmetler karşılığı yılda bir ödemek zorunda olduğu belli bir vergi idi. Çift-hane sistemi diye adlandırılan bu politikanın, Osmanlı yayılışını kolaylaştırdığına kuşku yoktur.
Sayfa 319 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Birinci Beyefendi: Bu gibi adamlar tüy, kıymık ve saman gibidir; Ağırlıkları, kuvvetleri yoktur.
İkinci Beyefendi: Ama hafiflik de
Nedenseldir ve ağırlığın toplamına eklenir.
Çünkü güç, yerini gücün yokluğunda bulur; İlerlemek feragat etmektir; seyir halindeki bir gemi, Serdümenin aklı karşıtları dengeleme kuvvetinden yoksunsa eğer Karaya oturabilir.