14 gün süren 945 sayfalık serüven dün gece itibariyle sona ermiş bulunuyor sevgili kitapsever arkadaşlarım. :)
Daha önce Floss Nehrindeki Değirmen kitabıyla kalbimi çalan George Eliot mahlaslı Mary Anne Evans, bu kez de Middlemarch ile beni büyüledi! Şunu baştan belirtmek isterim ki, ben bu tür kült klasik eserleri kıdemli okurlara öneriyorum. Yani böyle akıcı olsa da olmasa da okuyabilen, klasik eser okuma deneyimi olan, uzun yıllardır okuma alışkanlığı olan kişilere. Çiçeği burnunda taze okur iseniz bu tarz kitaplar için çok da acele etmeyin derim.
Gelelim kitabın konusuna; çocukluktan beri öksüz ve yetim olan, genç yaşında yanlış bir evliliğin pençesine düşen hayırsever kişiliği ile tanınmış Dorothea'nın etrafında şekilleniyor olaylar. Middlemarch, İngiltere'de küçük bir kasabanın adı ve bu kasabadaki hastane, kilise, siyaset, hayır işleri ve halkın sıradan hayatı, birkaç ana karakter odağında anlatılıyor bize. Çok fazla detaya girmek istemiyorum ama George Eliot'ın dilinde benim içime işleyen bir şeyler var. Onun okurla sohbet eder gibi roman yazması, içtenlikle kurduğu hayata ve insana dair cümleleri, farklı farklı pencerelerden bakarak bize kazandırdığı tespitler, görüşler öyle manalı ki! Alıntı yapmalara, altını çizmelere doyamadım. :) Kesinlikle çok daha fazla övgüyü hak eden, çok değerli bir yazar olduğunu düşünüyorum. Yaşadığı 1800'lü yıllarda kadınların yazar olmasının hoş görülmemesi sebebiyle, yazmak uğruna kendi ismini bir kenara bırakıp, takma erkek ismiyle tüm dünyaya klasik eserler kazandırmış bir kalem. Eserlerinde kadın statüsü, kadın-erkek ilişkileri ve toplumsal cinsiyet eşitliği meselelerine de ironik bir selam çakar çoğunlukla!
Çok çok çok sevdim. Paylaştığım bilgiler doğrultusunda vakti geldiğinde ve kendinizi hazır hissettiğinizde mutlaka