Birinin… Nasıl anlatsam… bir dakika… Başka birinin peşinden onu bir katile karşı uyarmak için koşmasına benziyordu bu… Oysa diğeri onu katil olarak görüyor ve kendi felaketine koşuyordu… Beni, kendisini aşağılamak için takip eden amok koşucusu olarak görüyordu fakat ben… İşin korkunç mantıksızlığı buydu… Kesinlikle böyle bir şeyin peşinde değildim… Zaten bitmiştim, ona yardım ve hizmetten başka bir şey düşünmüyordum… Ona yardım edebilmek için bir suç hatta bir cinayet bile işlerdim… Fakat o, bunu anlamıyordu. 
Tam da korktuğum gibi bir yüzle karşılaştım; sırrına erişilemez, sert, kontrollü, zamandan bağımsız bir güzellikte, huzurlu gibi gözüken ama derinliklerinde tüm tutkuları barındırabilecek gözlere sahip bir yüz. İnce ve sıkı sıkıya birbirine bastırılmış dudaklar, istemeyince hiçbir sırrı açığa vurmaz gibi görünüyordu. 
İnsan Avrupa’yı özler, bir sokakta yürümeyi, aydınlık ve taştan yapılmış bir odada beyaz insanlarla oturmayı hayal eder, hem de seneler boyunca; sonra tatile gidebileceği günler gelince, bunları yapmak için çok uyuşuktur. Oralarda herkesin onu unuttuğunu bilir; o bir yabancıdır artık, bu denizde herkesin üstüne bastığı bir midye kabuğudur. Böylece olduğu yerde kalır ve bu sıcak, nemli ormanlarda kokuşur gider.