Gökte rüzgârın dolaştırdığı, aşağıda denizin çalkaladı ve yükseklerde tepelerin indirdiği bu su bolluğu, rutubet içinde köy, gecenin islak abasını başına çekerek şu yalçın kaya dibinde bir serseri gibi çömelip kayıtsız uykuya varmıştı; ne ses ve ne aydınlık vardı.
Ortadaki kapı döndükçe içeri bir insan, garip bir şekil, ne olduğu, nasıl yaşadığı bilinmeyen, dimağında neler dolaştığı hallolunamayan bir muamma giriyordu. Acaba onun da eziyetleri, böyle hastalıkları, dertleri var mıydı? Yaşamaktan, daima ihtiyaçlar içinde çırpınmaktan, her zaman mağlubiyete mahkum bulunmaktan bir intikam hissi duymuyor muydu? 
Oyun bitip çıkarken gözlerinde intihar ederken kurtarılan adamlarınki gibi memnuniyetle karışık bir esef kalmıştı. Memnundu, zira sonra nedamet edeceği bir vakaya meydan vermemişti, fakat aynı zamanda müteessirdi, zira aczini duyurdu.