Arzularımı yok edin, bütün ideallerimi silin, bana daha iyi bir şey gösterin, seve seve peşinizden koşarım. Eğer uğraşmaya değmez derseniz, o zaman siz de benden aynı cevabı alırsınız. Ciddi ciddi konuştuğumuz halde bana önem vermek istemiyorsanız öyle olsun, yalvaracak değilim. Benim de bir yeraltım var.
Belki de insan yalnız refahı sevmiyor; ıstıraptan da aynı derecede hoşlanıyor. Hatta ıstırabın saadet kadar faydalı olması da mümkündür. İnsanın sırasında acıyı ihtirasa varan derecede sevdiği bir gerçektir. Şahsi kanaatime göre, yalnız refahı sevmek biraz ayıptır. İyi midir, fena mıdır orasını bilmem ama, bazen, bir şey devirip kırmanın da kendine göre tadı oluyor.
Şimdi bir an için insanların aptal olmadığını farz edelim. (Aslına bakılırsa böyle bir iddiada bulunmak imkansızdır. Hiç olmazsa şu sebepten: insanı aptal kabul edersek kime akıllı diyeceğiz?) Ama insanoğlu aptal olmasa bile dehşetli nankördür. Nankörün nankörü!... Hatta, bana göre en uygunu insanı, iki ayaklı nankör bir mahluktur diye tarif etmektir.
Keşke haylazlığım sadece tembellik yüzünden olsaydı. Tanrım, o zaman kendime ne büyük saygı duyardım! İsterse tembellik olsun; belirli bir özelliğe sahibim, buna eminim diye kendime karşı saygıların en büyüğünü beslerdim. Benim için, "Kim bu adam?" diye sorulunca "Tembelin biri" cevabını verirlerdi. Bunu duymaktan son derece hoşlanacaktım. Benim de kendime göre bir niteliğim, hakkımda söylenecek söz olacaktı. "Tembel!" şaka değil bu: bu bir ünvan, bir mevki, başlı başına bir istikbaldir, ne diyorsunuz siz! Alay etmeyin, gerçekten öyledir.