Nereye gitsem, aynı aidiyetsizlik, yararsız oyun duygusu da benimle: Beni hiç ilgilendirmeyen şeylerle ilgileniyormuş gibi yapıyor; neler olup bittiğinden, nerede olduğumdan habersiz, kendiliğinden ya da iyilik olsun diye kımıldayıp duruyorum. Beni cezbeden başka bir yer, ama bilmiyorum neresi.
Ölüme doğru koşmuyoruz, doğum felaketinden kaçıyoruz; onu unutmaya çalışan felaketzedeler olarak çırpınıp duruyoruz. Ölüm korkusu, bizim ilk anımıza kadar giden bir korkunun geleceğe yanıtılmasından başka bir şey değildir.