Kitabın bir şaheser oluşu ve Slovenya'nın en meşhur kitabı olması gerçekten hiç şaşırtıcı değil. Tarih, felsefe ve psikoloji gibi pekçok düzlemde okunabilen aynı zamanda kurgu, eleştiri ve psikolojik anlatı gibi birçok katmanda değerlendirilebilen nadide bir kitap. Kitabın tarihsel ve kurgu kısmının güzelliği bir yana beni en çok etkileyen kısmı felsefi ve psikolojik yanıdır. “İnsanlar hakikatin aslında ulaşılamaz olduğunu öğrendiklerinde, artık neye inanırlar?” kitapta Hasan Sabbah'ın bu cümlesi aslında Bartol'un günümüz felsefi akımlarından da etkilenerek insanların mutlak gerçekliğe değil gerçekliğe olan bakış açısından nasıl anlamlar çıkardığına odaklanıyor. Bu neticede insanlara bir anlam kazandırabilmek ve bu anlamı kendi çıkarları uğruna kullanabilmek için yarattığı çark artık kendi kontrolünden de çıkarak insanüstü bir boyuta taşınıyor. Kitabın sonlarına doğru kulede inzivaya çekilmek zorunda olması bunun güzel bir örneği. Bu açıdan bakıldığında hem kitapta hem de kendi hayatımızda gerçekten de gerçeğin ne olduğu değil ona olan bakış açımız bizi biz yapıyor, mutlu oluyor veya anlam buluyoruz.