Kara Günler; Slav halk hikâyelerinden ilham alan konusu, yüksek temposu ve macera yönü öne çıkan kurgusuyla, derinliği sınırlı olsa da oldukça eğlenceli bir okuma sundu. Upirler, Kikimoralar, Samodia, Karakonjul gibi “Canavar” başlığı altında toplanan farklı türde varlıklar; güçlerini gölgelerinden alan cadılar, iki şehri ayıran canlı bir sur ve ev ruhları gibi unsurlar, hareketli bir hikâye çerçevesinde bir araya getiriliyor.
Chernograd, “Kara Günler” olarak adlandırılan yılbaşı döneminde Canavarların istilasına uğrayan bir şehirdir.Tüm güçlerinin kaynağı gölgeleri olan cadılar ve canavar avcıları burada yaşamakta ve yılın bu zamanına hazırlanmaktadır. Chernograd’ı, eğlence ve huzurun hüküm sürdüğü Belograd’dan ayıran devasa canlı sur ise geçişi neredeyse imkânsız kılar. Bu surdan yalnızca kaçakçılara yüksek bedeller ödeyenler ya da bir tılsım edinebilenler geçebilmektedir.Sur, saldırılarıyla bu geçişleri engellemeye çalışır.
Bu düzenin içinde Kosara, Chernograd’da yaşayan bir ateş cadısıdır. Kara Günler’in başlangıcında Canavarların Çarı Zmey’in saldırısına uğrar. Hayatını kurtarmak adına, kendisini Belograd’a geçirmeyi teklif eden bir yabancıya, tüm büyü gücünün kaynağı olan gölgesini verir. Canavarların giremediği, büyünün işlemediği Belograd’da yalnız kalan Kosara, gölgeye dönüşmemek için büyüsünün izini sürmek zorundadır. Bu yolculukta polis dedektifi Ansel ile yolları kesişir ve canavarlar, ihanetler ve büyülerle dolu bir dünyada kendi gölgesinin peşinde zorlu bir mücadeleye girişir.
Genel olarak olay örgüsünün ön planda olduğu, zihin yormayan bir macera okudum. Özellikle mitolojik ve folklorik varlıkların yanı sıra karakterlere dair arka plan hikâyeleri, okuma keyfini arttıran unsurlardan. Derinlikten ziyade maceraya ağırlık veren, akıcı ve eğlenceli bir