Sait Faik, "yazmasam deli olacaktım", ismet özel, "yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir", ingeborg bachmann, "inanmazsam, artık yazamazdım" diyor. ve tarkovski, sanat, sanatçıya verilmiş bir lütuf, aynı zamanda cezadır diyor, anlıyoruz...
İçinden geçtiğimiz şu günlere ..
Sanat için soyunanlara alkış tutanlar ,Allah için giyinene neden zulmeder? Bosna Fatihi Aliya
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Temmuz ayında çok az kurgu okumayı düşünüyorum. Daha cok kurgu dışı ve sanat kitaplari okuyacagim. Şu kadar okudum bu kadar okudum gibi sayılarla işim yok benim.
Nenelerimizin dövmeleri Arap aşiretlerinin kadınları sanki bu kaderin karşısında bir yakarma bir sevinç arayışı gibi dövme yaptırmış yüzlerine bütün sözcükler dualar ve ağıtlarda Atlas sayı 98 mayıs 2001 Resûlullah (sav) rüyasında başının kesildiğini gören bir adama gülümseyerek, “Şeytan birinizle uykuda oynadığında onu herkese anlatmasın!” şeklinde nükteli bir cevap vermiştir. Ceylanpınar ve urfada pek çok aşirette yaşıyor aşiretlere ise genelde gelenek görenek ve töre hakim bazen ne yazıkki o töreler insana kötü rüyalar gördürüp şeytanın elinde bir oyuncak haline getirebiliyor doğu güneydoğu ve Anadolu toprağı ataerkil bir yapıya sahip ve pek çok kez baskı gören kadınlar berdeller yaşamak mecburiyetinde kalarak dualarını ağıt yapmışlar ama ne çare Resûlullah (sav) in dediği gibi şeytan insan ile her yerde oyun oyunuyor fakat kötülüğe bilerek yenilen insan şeytana gülümsüyor insan töre ve kötü adetlerce başı kesilen binlerce kadına rastlıyor bugün güneydoğu ve doğu insanı törelere zalimliğe olan isyanını yüzündeki dövmeye yansıtıyor nenelerimizin isyanını anlatan bu döğmelere Deqin adı veriliyor kimi zaman yeşil kimi zaman mor olan bu döğmelerin her çizgisinde bir anlam ve hikaye var bu geleneksel bir dövme sanatı bu sanat sadece güzellik için yapılmaz aynı zamanda kadının yaşadığı içsel acının dışa vurumudur insanlar yaşadığı acı ve neşeyi bir ezgi gibi yüzlerine işlerler
Duygu ve Düşünce
Arzulamak yalnızca yok olmak değildir.
Beyin şiirini okurken bazen kaçırırsın, yazamazsın Güzel bir anda, sevgililer birbirini öperken, fotoğrafını çekememek gibidir bu Sanatından karşılık alamamak gibi. Sen rüzgarların saçlarını dağıtmasını kıskanıyorum diyorsun, ben ise kıskançlıktan nefret ederken hayran şekilde şiirlerinle sevişiyorum; içim içime sığmıyor sevgilim, bu denli sevilmek hayaliydi Romeo ve Jüliet’in. Elbet kader bizi ayıracaktı, şiirlerimiz beyitten bente, mısralardan methiyelere uzanırdı, biz yaşar, ölürdük.. hiç bitmezdi bu sonbahar. Özellikle, kimseyi almazdım hayatıma, adı aşksa, aşk yalnız ve uludur Tanrı gibi, başkalarına bakmaz, başkalarından olmaz. Kurt gibi uluyorum derin gölgenin baharında, öyle sıcaksın ki; dokunamıyorum. Yandıkça yanıyorum, yeniden doğuyorum aşkımız için; çünkü beni yaşama bağlardı sevgin, seninleydi bu uçsuz bucaksız sanat çukuru, seninle anlamını korudu nice yazınlar. Yaz hüznü gibi, derin, acı bir hazsın bana, Burnumun ucunda tütüyorsun. Yakıyorsun yüreğimi Ama yaşatıyorsun da, yaşamayanlara; yalnızca nefes alanlara büyük zevkle bakıyorum. Dante ve Virgil gibi, oyundan çıkmıyorum; güzel şairiyim ben oyunun. Unutma, özlem varsa her şiir bir öpücüktür, Özlem olmadığındaysa, Şiiri bedeninle yazarsın.
Felsefenin ontoloji, siyaset, mantık gibi şanlı kolları varken neden estetik ve sanatla ilgilendiğimi sormuştu birkaç kişi. Çünkü çoğu insan sanatla ilgilenmenin zengin hobisinden öte bir şey olmadığını düşünüyor. Öyle ya iyi bir resim ya da heykel ancak ev dekore edebilir. Hala görüyorum bazen yorumlarda “hakikatin peşindeysen, hakikati araştırıyorsan…” şeklinde başlayan ve sanatın hakikatini küçümseyen ifadeler. Ben sanırım kendimi anlatamadım. Hakikat denen bir şey olmadığı ve hayatta katlanabilmenin en iyi yolu sanat olduğu için sanatla ilgileniyorum. Tarkovsky’nin sevdiğim bir sözü var, “Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.” demişti. Bu sanat 15. yüzyılda resim ve heykeldi. Şimdi ise sinema, şiir, müzik, edebiyat… Yol değişebilir ama örtülü amaç hep aynı diye düşünüyorum. Yaşamı anlamak ve katlanmak. Hakikatperest değilim. Sonsuz deneyim ufukları var benim için yalnızca. Ben bir müzik dinlerken veya bir film izlerken o nesne öznede nasıl bu etkiyi yaratıyor; nasıl özneyi ele geçiriyor; nasıl bazı şeyler bizi büyülerken diğerleri sıradan geliyor; nasıl ortaya haz duygusunu ortaya çıkartıyor ve nasıl kendine yeni bir gerçeklik yaratabiliyor bunları merak ediyorum. Sanat yapıtını ve estetik deneyimi anlamaya çalışıyorum. Anlayayım ki tüm dünya deneyimim tıpkı sanat deneyimim gibi estetikleşsin, yürümek dahi dans etmek kadar zevk versin istiyorum. Sonsuzun değil; yaşamın peşindeyim.🌱 -Pelin Dilara Çolak