Çok çok güzel bir kitaptı. Uzun zamandır böyle keyifli bir sanat okuması yapmamıştım. Umarım devam kitabı gelir. Kesinlikle tavsiye ederim mutlaka okuyun.
Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı adlı bu Nobel ödüllü tarihi ve postmodern romanında, 1591 yılının karlı İstanbul'unda, Osmanlı saray nakkaşhanesinin gizemli dünyasını, Doğu ve Batı sanat anlayışlarının çatışmasını ve bu eksende işlenen vahşi bir cinayeti konu alır. Yazar; Sultan’ın gizlice sipariş ettiği Batı tarzı resimlerle dolu bir kitap üzerinde çalışan nakkaşların dünyasını anlatırken; cinayete kurban giden nakkaşın, katilin, paranın, kırmızı rengin ve hatta bir köpeğin ağzından çok sesli bir anlatım tekniği kullanır. Kara, Şeküre ve Enişte Efendi arasındaki tutkulu aşkı, kıskançlığı, minyatür sanatının felsefesini, körlük ile görme arasındaki estetik dilemgaları ve inanç sorgulamalarını, zengin bir tarihi arka plan, yoğun bir gizem ve büyüleyici bir edebi dille işler.
Benim Adım KırmızıOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202320,1bin okunma
Turgenyev bu romanı 1862'de yayımladığında Rusya ikiye bölünmüştü: bir yanda geçmişe tutunmaya çalışan toprak sahibi aristokrasi, öte yanda her şeyi yıkıp yeniden kurmak isteyen genç kuşak. Ama Turgenyev bu çatışmayı bir bildiri olarak değil, bir hüzün olarak yazdı. Bu fark her şeydir.
Romanın merkezinde Bazarov durur — tıp öğrencisi, nihilist, keskin dilli, duygusallığı zayıflık sayan biri. Arkadaşı Arkadi'nin ailesini ziyarete gittiklerinde iki dünya birbirine çarpar. Pavel Petroviç ile Bazarov arasındaki gerilim yalnızca fikir çatışması değildir; iki farklı varoluş biçiminin birbirini anlayamamasıdır. Pavel kibarca ama kararlıca direnir, Bazarov ise acımasız bir netlikle her değeri sorgular. Sanat, aşk, gelenek, otorite — hiçbiri onun nazarında kutsal değildir.
Ancak Turgenyev Bazarov'u bir sözcü olarak yazmaz. Onu insan olarak yazar. Ve o insan, kendi felsefesinin tuzağına düşer. Odintsova'ya aşık olduğunda nihilizmi çatlamaya başlar; çünkü aşk tam da reddettiği şeydir: akılla açıklanamayan, denetlenemeyen, insanı savunmasız bırakan bir hal. Bazarov bunu kabullenmek yerine içine gömer — ve bu bastırma onu hem daha trajik hem daha gerçek kılar.
Romanın en güçlü yanlarından biri tarafsızlığıdır. Turgenyev ne eski kuşağı karikatürize eder ne yeni kuşağı yüceltir. Nikolay Petroviç saf ve biraz tutuk biri olarak görünse de ona duyduğumuz sevgi büyür; Pavel ise katı ama kendi içinde tutarlıdır. Arkadi zamanla Bazarov'un gölgesinden çıkıp kendisi olur — bu dönüşüm sessizce gerçekleşir ama derindir. Her karakter eksiktir, her karakter anlaşılırdır. Kimse tamamen haklı değildir.
Sonun getirdiği yalnızlık ise uzun süre insanın içinde kalır. Bazarov'un ölümü dramatik bir sahneyle değil, neredeyse sıradan bir kaza gibi gelir — bu da onun dünya görüşüyle tuhaf bir uyum
#KübranınKitabı
Merhaba kitap dostlarım
Bugün sizlere yine severek okuduğum bir kitapla geldim. Emine Işınsu’nun kalemine zaten hayranım ama bu kitapla birlikte bir kez daha neden bu kadar sevdiğimi anlamış oldum. Her kitabında olduğu gibi yine beni içine çeken, hem düşündüren hem de keyifle okutan bir eserdi.
Tarihi sade ve akıcı bir dille anlatması kitabı çok daha özel kılmış. Kısa olmasına rağmen dolu dolu bir okuma sundu. Sayfalar ilerledikçe hem öğrendim hem de büyük bir keyif aldım.
Bilge Kültür Sanat benim en sevdiğim yayınevlerinden biri. Şimdiye kadar yayınevinden okuduğum birçok kitap harikaydı ve bu kitap da beni yanıltmadı. Emine Işınsu’nun kalemine bir kez daha hayran kaldım ve kalan tüm kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Benim için çok güzel bir okuma oldu. İyi ki okudum diyorum ve özellikle genç okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Siz Emine Işınsu’nun kitaplarından okudunuz mu? Ya da Bilge Kültür Sanat’tan en sevdiğiniz kitap hangisi?
Başlıktaki soruyu duyduğunda tüylerinin diken diken olacağından emin olduğum H. W. Auden’e göre, Suç ve Ceza bir sanat eseridir ve bir sanat eseri olmayan polisiye romanla asla mukayese edilemez. Auden iddiasını şöyle temellendirir: Suç ve Ceza, okuyucunun “başka birinin acısını” paylaşmasına imkân tanıdığı için bir sanat eseridir. Polisiye ise bir fantezi olup okurun gerçeklerden kaçmasını, hayal dünyasına sığınmasını sağlar. Bu nedenle polisiye roman bir sanat eseri olamaz.
İnsanın ister istemez “Neden?” diye sorası geliyor. Gerçeklerden kaçmamızı sağlayan bir roman neden sanat eseri olamasın? Evet, sanat, Tolstoy’un da dediği gibi, bize hayatı sevmeyi öğretir. Düşündürür, hissettirir, bilgilendirir eğitir ama aynı zamanda eğlendirir de. Bir süreliğine de olsa hayatın gerçeklerinden kaçmamızı, eğlenmemizi, acılarımızı unutmamızı sağlayan bir roman neden sanat eseri olma onuruna erişemesin?
Neyse ki günümüzde polisiye romanların sanat eseri olabileceği konusunda en ufak bir tereddüt yok. Peki, o zaman başlıktaki soruya dönersek, Suç ve Ceza’nın polisiye roman olması mümkün mü? Polisiye romanların da sanat eseri olabileceklerini kabul ettiğimize göre şimdilik bu sorunun cevabı “evet” gibi görünüyor. Ancak, Suç ve Ceza’nın polisiye bir roman olup olmadığı, onun sanat eseri olup olmamasıyla bağlantılı değildir. Suç ve Ceza’yı polisiye roman yapacak veya yapmayacak olan kriterler polisiye roman türünün yapısıyla alakalıdır.
Yazımın devamını Dedektif Dergi'den okuyabilirsiniz: dedektifdergi.com/polisiye-edebiy...
Çocuklar İçin Felsefe Atlası
1. (Sincap) Sinan, Kant ve Sorumluluk
2. (Kartal) Ece, Niçe (Nietzsche) ve Özgürlük
3. Ela, Sokrates ve Bilgelik
4. Çağrı, Dekart (Descartes) ve Şüphe
5. Ömür, Locke ve Merak
6. Akif, Spinoza ve Doğanın Sırları
7. Bahadır, Tales (Thales) ve Yaşamın Kaynağı
8. Oktay, Farabi ve Erdemli Şehir
9. Gülşah, Sartre ve İrade
10. Yasemin, Soren ve Korku